26 Mart 2020 Perşembe

ANCİENT CITY OF DASKYLEION ANTİK KENTİ



ANCİENT CITY OF DASKYLEION ANTİK KENTİ


BİRİNCİ BÖLÜM

Daskyleion Antik kenti bugünkü Manyas Kuş Gölü’nün güney doğusunda konumlanmış Hisartepe üzerinde yer almaktadır. Trakya, Boğazlar, Marmara Denizi, Karadeniz ve Küçük Phrygia Bölgelerinin kesiştiği coğrafyaya hâkim olan ve onun kontrolünü sağlayan jeopolitik konuma sahip bir yerleşmedir.

The ancient city of Daskyleion is located on Hisartepe , southeast of the present day Manyas Bird Lake. A settlement with a geopolitical location that dominates and provides the control of tie geography of the intersection of Thrace, Straits, Marmara Sea, Black Sea and Small Phrigia regions.

Orta Çağ yazarı Stephanos Byzantios Anadolu’da Daskyleion adı verilen beş yerleşmeden söz etmektedir; ancak tarihçiler ve arkeologlar Kuzey batı Anadolu’da, Bandırma’ya 40 km. mesafedeki Ergili Köyü’ne çok yakın olan, Manyas Gölü kıyısındaki Hisartepe üzerinde yer alan kalıntıların satraplık merkezi Daskyleion’a ait olduğu konusunda hemfikirdir. Söylenceye göre kent, ismini Lydialı bir soylu olan Daskylos’tan almıştır.
Daskyleion’da ele geçen erken buluntular 8 biçimli idoller, taş baltalar ve mühürler Tunç Çağı’na aittir.

Daskyleion’un bir Akhaemenid Dönem satraplık merkezi olduğuna dair en önemli buluntular “bulla”lardır. Bullalar, antik dönemde güvenli iletişimi sağlamak için kullanılan kil mühür baskılardır. Devletlerarasındaki yazışmalarda kullanılan papirüsler, bu bullalar ile mühürlenmekte ve bu sayede başka bir kişinin yazıyı açıp okumasını engellemektedir. Daskyleion bullalarında Aramca, Eski Persçe ve Yunanca yazıtlar, bunun yanı sıra kuş tasvirleri ve av sahneleri yer almaktadır. Tüm bu veriler, Daskyleion halkının, florası ve faunası son derece zengin bir bölgede yaşayan çok kültürlü bir toplum olduğunu kanıtlamaktadır.

Medieval writer Stephanos Byzantios mentions five settlements in Anatolia called Daskyleion, bu historians and archaelogists all agree that ruins located in Hisartepe on the shore of Lake Manyas in the village of Ergili, situated 40 km away from Bandırma in Northwestern Anatolia, belong to the satrapy of Daskyleion. According to legend, the city was named after Daskylos, a noble Lydian nobleman.
The earliest finds recovered in Daskyleion 8 shaped idols, Stone axes and seals belong to the Bronze Age.

The most important findings that indicate that Daskyleion is an Achameneid period satrap center are the bullas. Bullas are clay seal prints used to ensure secure communication in ancient times. Papyruses used in correspendence between states are sealed with these bulls, thus preventing another person from opening and reading the article. Aramaic, Ancient Persian and Greek inscriptions, as well as bird depictions and hunting scenes are found in the Daskyleion bullas. All these dAAata prove that the people of Daskyleion are multicultural society who live in a region with a very rich flora and fauna.

Bandırma Belediyesinin hazırladığı broşürden alınmıştır.



11 Mart 2020 Çarşamba

CELAL YILMAZ'IN KALEMİNDEN ÖMER SEYFETTİN


İkinci Bölüm

Necati Mert “Cumhuriyeti kuracak bir kuşağın siyasetten ve ekonomiden ne anladığını, din, millet, çağdaşlık, eğitim, kadın konularında neler düşündüğünü öğreniyoruz ondan. Şehir olsun, kırsal olsun, sade insanlarıyla nasıldır bu koşullarda? Hikâyeleri de, bu tanıklığı anlatıyor bize.”

Hülya Argunşah "Ömer Seyfettin'e göre insan olmanın ve hayatın anlamı, mefkûre (ideal, gaye, ülkü) sahibi olmaktadır. Onun hikâyelerinde bilgi, dostluk, dürüstlük, güven, hak, adalet de birer yüksek değer olarak yer alırlar" diyerek onun evrensel değerlerine değinmektedir.

Adnan Özyalçıner “Ömer Seyfettin, yalın bir dil, süssüz, açık bir anlatımla yazdığı öykülerinde halka, onun duygusal, toplumsal sorunlarına eğilmiştir... İlk gençliğimde okuduğum hikâyeleri, kariyerimi tetikleyen unsur olmuştur”

Recep Duymaz “Ömer Seyfettin, hem düşünceleri, hem dilinin düzgünlüğü sebebiyle her Türk gencinin okuması ve yakından tanıması gereken bir hemşerimizdir”

Rasim Özdenören “…Ömer Seyfettin, kanımca bütün hikâyeleriyle dünya edebiyatında müstesna bir yere sahiptir. Onun bütün hikâyeleri dünyanın hangi dilinde okunursa okunsun zevkle, keyifle okunabilecek ürünlerdir. (...) Çehov ve Maupassant dâhil, dünyanın bütün öykücüleriyle boy ölçüşebilecek bir yazarımızdır o...”

‘Dünya Yazarı Ömer Seyfettin’ ifadesi, doğduğu ve Cennet diye nitelediği Gönen’de Mart 2011’de düzenlenen "Ömer Seyfettin'i dünyaya tanıtmak" başlıklı panelde, "Neden dünya Ömer Seyfettin'i anlamalı" sorusuna cevap aranırken dile getirilmiş. Aynı yıl, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği sempozyumun ve Mustafa Miyasoğlu’nun altı sayfalık bildirisinin adı “Bir Dünya Yazarı - Ömer Seyfettin” idi.

2018’de Sarıyer ve Gönen’de düzenlenen Ömer Seyfettin etkinliklerinde Nazım H. Polat “O bir dünya yazarıdır” sözleriyle konuya dikkat çekti. “Ömer Seyfettin, kendisinden önceki hikâyecileri gölgede bırakacak derecede güzel ve sağlam yapılı hikâyeler kaleme almış bir yazarımızdır. Dünya edebiyatı içinde Türk hikâyeciliğini temsil edebilecek isimler arasında onu en başa yazabiliriz…”

Sanatçı ve eserinin layıkıyla tanınmasında, yarattıklarının yanı sıra, hakkında yazılanlar ve adına düzenlenen etkinlikler önemli rol oynar. Son tespit edilenlerle, öykü, roman, şiir, makale, fıkra, mektup, anı, çeviri vd. kalem tecrübelerinin sayısı 532’ye ulaşan Ömer Seyfettin hakkında yazılan kitaplar ve yapılan akademik çalışmalar onun yazdıklarının üç katını aşmıştır.

Yaşadığı yıllardan itibaren yabancı dillere çevrilmeye başlayan eserleri Türkçe, İngilizce, Almanca, Fransızca, İspanyolca, Rusça, Yunanca, Boşnakça, Bulgarca, Ukraynaca, Korece, Japonca, Arapça, Gürcüce, Letonca, Urduca, Özbekçe vd. onlarca dilde okunuyor, dünya üniversitelerinde Türk dili eğitiminde yararlanılıyor.

Bu çalışmalar elbette olumlansa da, gerek yazdıkları gerekse de hakkında yazılanlar acaba topluma yeterince ulaşabilmiş midir?

25 yıllık çalışmayla, “eserlerine her şeyden önce hayatını ve çatışmalarını koyan bir yazarın hikayesi” diyerek, Ömer Seyfettin'in yaşamını mükemmelen romanlaştıran Tahir Alangu "yazarlar ve sanatçıların hiçbir yerde yalnız eserleri ile değerlendirilip uzun süre ayakta kalamadıkları, hele çağımızda yeni değerlendirmeler ve yan türlerle desteklenmedikleri taktirde unutulma ve yıpranmanın sürüp gideceği"nden bahseder... Sarıyer etkinliği hazırlığı esnasında, Zülfü Livaneli "Ömer Seyfettin'in çok ihmal edildiğini" dile getirmişti.

Külliyatı şimdilik tamamlanmış göründüğüne göre; Ömer Seyfettin ve sanatı hakkında bütünsel çalışmaların artarak süreceği, ‘Dünya Yazarı’ kavramının değerli üstatlarca her yönüyle değerlendirileceği, çağdaş mesajlarının topluma daha çok erişeceği inancıyla. Hele ki, sanatındaki zirvesi ve ebediyete göçünün 100. Anma Yılında!

Celal Yılmaz
(Ömer Seyfettin okuru)


6 Mart 2020 Cuma

GÜNEY MARMARA KÜLTÜR PLATFORMLARI BİRLİĞİ TOPLANTISI RAPORU





5Mart2020

GÜNEY MARMARA KÜLTÜR PLATFORMLARI BİRLİĞİ TOPLANTI RAPORU


Mustafa Özcan, Abdullah Yılmaz, Sebahattin Pıravadılı, Seyfettin Ertekin, Salih Yaldız, Mustafa Akbal, Hüseyin Atabay, Alev Erlevent, İsmail Akgün ve Ulaş Töre Sivrioğlu’ndan oluşan birlik üyeleri 5Mart 2020 Perşembe günü saat 15.00te Seyfettin Ertekin’in bürosunda toplandılar.

Toplantının ilk gündemi, Gönenli yazar Ömer Seyfettin’in ölümünün 100. Yılı olması dolayısıyla yapılacak etkinliklerdi. Etkinliklerin bir vakıf çatısı altında ve akademik düzeyde yapılması düşünüldü. Ve bu etkinliklerin 2020 yılı boyunca yapılması kararlaştırıldı.

Ulaş Töre Sivrioğlu ile Abdullah Yılmaz’ın hazırladığı İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın Karesi Vilayeti Tarihçesi’nin sadeleştirme çalışması hakkında bilgi alındı. Oluşacak çalışma hakkında Ulaş Töre Sivrioğlu ve Abdullah Yılmaz katılımcılara bilgi verdi.
Güney Marmara Kültür Platformları birliğinin ayda iki defa Perşembe günleri toplanması kararlaştırıldı.





4 Mart 2020 Çarşamba

Celal YILMAZ'ın kaleminden Ömer Seyfettin



Bir Dünya Yazarı Ömer Seyfettin
(deneme yazısı)

birinci bölüm

Yazar, edebiyatı şekillendiren sanatçıdır. Yol gösterici olmasının ötesinde, insanı yeniden tanımlamak, insandan yola çıkarak toplumu tanımlamak gibi son derece önemli görevleri vardır. Türk yazınında Ömer Seyfettin, zamanının çok ağır koşullarına karşın, evrensel değerler ile ulusalı, yerli ve milliyi buluşturan, idealist “Bir Dünya Yazarı” olarak bu görevi fazlasıyla yerine getirmiştir.

Yazar olmak önce iyi bir okur olmaktan geçer. Ömer Seyfettin, Türk klasikleri yanı sıra, dünya klasiklerini (Fransızca’dan) okuyarak, Türkçe’ye çevirerek kendisini yetiştirmiş, kısa hikâyeleri ile Türk hikâyeciliğine ve toplum yaşamına öncülük yapmıştır. Kadın ve çocuklar ile ilgili yazdıkları Türk toplumunda devrimsel ilkler olma özellikleri taşımaktadır. Hemşerisi Prof.Dr. Recep Duymaz’ın “Ömer Seyfettin - Çocukluk Cenneti Gönen Hikâyeleri” kitabında dile getirdiği üzere, çocuklar ve gençlerde birer eğitim değeri olan arkadaşlık, fedakârlık, çalışkanlık, milli ve manevi değerlere, verilen söze bağlılık, güçlü bir hayvan sevgisi onun hikâyelerinde sık sık karşımıza çıkan, insanlığın ortak değerleridir.

“Geliniz Canip Bey, edebiyatta, lisanda bir ihtilal vücuda getirelim... Ah büyük fikir! Say, sebat ister!” satırlarıyla sonlanan mektubuyla (1911) Ömer Seyfettin, yazında yalın Türkçe’nin başlangıç ateşini yakar ve yazılarında ısrarla Türkçe konuşma dilini uygulayarak Yeni Lisan hareketinin başarıya ulaşmasında en önemli etken olur.

Ömer Seyfettin’in tüm yazdıklarını (külliyatını), son yıllarda üç kitapta toplayarak yayımlayan Prof. Dr. Nazım H. Polat “Ömer Seyfettin’in diğer önemli bir cephesi de dilciliğidir. Denilebilir ki Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kalan en büyük miras Arapça-Farsça karşısında istiklâl mücadelesini kazanmış Türkçedir ve bu mücadeleyi kazanmada en büyük pay sahibi ise Ömer Seyfettin’dir”



Ömer Seyfettin İçin Ne Dediler?
(bütünsel değerlendirmelerden alıntılar)

Ziya Gökalp “Ömer Seyfettin bugünkü Türkçemizin Christophe Colomb’udur... Kumanda ettiği hudut bölüğünün Mehmetçik’leri gibi gurur, övünme, menfaat hislerinden uzaktı (…) Puşkin gibi, Dante gibi dünya çapındaki sanatkârlar halka doğru gittikleri için, öncelikle milli olmayı becerdikleri için büyük sanatçı olmuşlardır”

Ali Canip Yöntem “Ömer Seyfeddin’in ehemmiyeti, yalnız kudretli bir hikâyeci oluşunda değildir. O, bütün edebî kıymet hükümlerini değiştiren bir merhalenin ta başındadır. Yani o bir inkılâpçıdır: Ömer Seyfeddin’e kadar devam eden bir edebî lisan, Ömer Seyfeddin ile başlayan diğer bir edebî lisan vardır.”

Yakup Kadri Karaosmanoğlu “...Ömer Seyfettin meğer istikbale hitap ediyormuş. Bir çoklarımız bunu vaktinde anlayamadık. (...) Öleli bunca yıl olduğu halde en hakiki ölüm olan unutulmaktan uzak duran Ömer Seyfettin işte bu kavgası ve zaferi ile ebedilik sırrına ermiştir…“

Reşat Nuri Güntekin “Ömer Seyfettin, benim çok sevdiğim ve beğendiğim bir insandı. Onun hala etrafımdaki canlı insanların birçoğundan daha fazla bir kuvvetle yaşadığını duyarım. (…) Ömer’in eseri ne kadar canlıdır, ne kadar hakiki sanat güzelliğiyle güzeldir.”

Hasan Ali Yücel “Ömer Seyfettin’in milliyetçiliği, tam bir kültür milliyetçiliği fikrine dayanır (…) Unutanlar, unutulmağa -daha yaşarken- mahkûmdurlar. Ömer Seyfettin gibi kendini unutturmamak için, eserleriyle mücadeleye devam edebilenlere ne mutlu!.”

Şükran Kurdakul “Ömer Seyfettin hikâyelerini, imparatorluğu yıkan savaşlar ortasında, memleket severlikle yazmıştır”.

Doğan Hızlan “…Onu bugünün şartları içinde değerlendirmekle kalmayıp edebiyat tarihi ve Türk dilinin anlaşılması alanındaki önemini de hatırlamalı. Her çığır açıcının her yenilikçinin görevi bir yere kadardır. Ömer Seyfettin hikâyesi olmasaydı bugünün okuyucuları bir Salt Faik’e geçemezlerdi.”

Selim İleri “…Ömer Seyfettin, öyküye gerekli ağırlığı tanıyan ilk yazarımızdır. Katılalım ya da katılmayalım tüm düşüncelerini öykü dünyası kurabilmek için geliştirmiştir…”

Mustafa Miyasoğlu “Ömer Seyfettin’in hikâyelerini okumayanımız yok gibidir, adını duyduğumuz veya yazılarına rastladığımızda, yıllardır göremediğimiz bir yakınımıza rastlamış gibi mutlu da oluruz. Bu bizimle onun arasında bir ruh akrabalığının göstergesidir ve Mevlana böylesi ruh akrabalıklarının kan akrabalıklarından önemli olduğunu söyler... Böyle yazarlar yalnız bizde değil, bütün dünya edebiyatında sayıca çok fazla değildir... Çok yönlü eserleriyle çağdaş bir klasik haline gelen ve bağımsız aydınların yetişmesine yol açan eser ve görüşleriyle tanınan bir şahsiyeti okuyup tartışmak...”

19 Şubat 2020 Çarşamba

THE PEARL OF SOUTH MARMARA BANDIRMA GÜNEY MARMARA’NIN İNCİSİ İkinci bölüm


THE PEARL OF SOUTH MARMARA

BANDIRMA

GÜNEY MARMARA’NIN İNCİSİ

İkinci bölüm


Bandırma’nın kent merkezinde 20 mahalle yer alırken, kırsal mahallelerin sayısı 34tür. Kent merkezi nüfusu 154.359 kişidir. Bandırma, genel olarak bir göç çekim alanı olmuş ve çeşitli kültürlerin buluştuğu kozmopolit bir kent olmuştur. Gerek tarihi ve siyasi olaylar gerekse ekonomik gelişmişliğin doğal sonucu olarak göç alan bir kent haline gelmiştir. Bandırma’da yörenin eskiden beri toplulukları Manavlar ve Yörükler, Kırım’dan göç yoluyla gelen Tatarlar; Balkanlardan yine göç yoluyla gelen aslen Türk olan Muhacirler ve Pomaklar ile Arnavutlar, Kafkasya’dan göç yoluyla gelen Çerkezler ve Gürcüler uyum içinde birlikte yaşamaktadır.
There are 20 neighborhoods in the city center of Bandırma, while the number of rural neighborhoods is 34. The population of the city center is 154.359 people. In general, Bandırma has become a migration attraction area and a cosmopolitan city where carious cultures meet. It has become a city receiving migration as a natural result of both historical and political events and economic development. In Bandırma, the local communities of the region are Manavs and Yoruks and Tatars coming from the Crimea; Pomaks, who were originally Turks from the Balkans, and Albanians, Circassians and Georgians from the Caucasus, live together in harmony.
Jeopolitik konumu sayesinde büyük kentlere yakınlığı ve bir liman kenti olması nedeniyle Bandırma’nın ekonomisi de oldukça güçlüdür. Bandırma Limanı’nın varlığı bölge ve çevresi için lojistik bir avantaj sağlamış farklı sektörlerden yatırımların bu bölgeye yapılmasını sağlamıştır. Merkezi yönetimce bölge geleceğine dair yapılan planlamalarda Bandırma’nın bölgenin sanayi ve ticaret merkezi konumuna getirilmesi amaçlanmaktadır. Bandırma ekonomisinin gücü bölge insanının refah düzeyini arttırmış ve bugün ülke genelindeki kişi başı milli gelir ortalamasından daha yüksek bir seviyede gelir elde etmesini sağlamıştır. Kentimizde farklı sektörlerden birçok büyük firma faaliyet göstermektedir. Gübre, asit, un, yem, çırçır, çeltik, ceviz fidanı, zeytin, zeytinyağı, bitkisel yağ, damızlık civciv, etlik piliç, yumurta, salça, dondurulmuş su ürünleri, madencilik,mermer ve taş işletmeciliğinde ülkemizin önde gelen firmalarının tesisleri bulunmaktadır. Ayrıca enerji üretim yatırımları açısından da son yıllarda büyük projeler Bandırma sınırları içinde yapılmıştır. Özellikle coğrafi özelliklerinin getirdiği potansiyel ile  rüzgar enerji santralleri sayısı artarken, doğalgaz kombine çevrim santralleri ile Marmara Bölgesinin enerji ihtiyacının büyük kısmı karşılanmaktadır.
Due to its geopolitical location, being close to major cities and being a port city. Bandırma’s economy is also very strong. The presence of Bandırma Port provided a logistical advantage fort he region and its environs. In the plans made by the administration fort he future of the region, it is aimed to make Bandırma, the industrial and commercial center of the region. Bandırma’s economical power has increased the welfare level of the people of the region and has provided a higher level of income than the national average per capita today. Many big companies from different sectors operate in our city. Fertilizer, acid, flour, feed, gin, paddy, walnut seedlings, olives, olive oil, vegetable oil, breeder chiks, broiler chikens, eggs, tomate paste, frozen aquaculture, mining, marble and stone operations, of our country’s leading companies, have facilities. In adition, major projects in terms of energy production  investments have been made within the boundaries of Bandırma in recent years. While the number of wind power plants increases especially with the potential brought by geographical features, most of the energy needs of the Marmara region are met with natural gas combined cycle power plants.
Bandırma Belediyesinin yayınladığı broşürden alınmıştır.


8 Şubat 2020 Cumartesi

THE PEARL OF SOUTH MARMARA BANDIRMA GÜNEY MARMARA’NIN İNCİSİ



THE PEARL OF SOUTH MARMARA

BANDIRMA

GÜNEY MARMARA’NIN İNCİSİ


Marmara Denizi’nin güneyinde, aynı isimle anılan körfezde yer alan Bandırma önemli bir liman kentidir. Antik çağlardan bu yana zengin bir tarihi olan Bandırma günümüzde de bu değerini korumaktadır.

Şehrin kuruluş zamanı kesin olarak bilinmemekle birlikte çeşitli araştırmalardan, Bandırma’nın M.Ö. 8 ve 9. Yüzyıllar arasında, Kapıdağ yarımadasındaki Kyzikos şehri ile aynı zamanda kurulmuş olabileceği sonucuna varılmıştır. Bir balıkçı köyü olan ve Kyzikos şehir devletinin limanı olarak da kullanılan Bandırma, o yıllarda “Güvenilir Liman” anlamına gelen PANORMOS olarak anılıyordu. Çeşitli zamanlarda Frigler, Mysialılar, Traklar ve Perslerin egemenliğine kalan Bandırma bölgesi, M. Ö. 334 yılında Makedonya kralı Büyük İskender tarafından fethedilmiş, daha sonraki yıllarda ise Roma ve Bizanslıların eline geçmiştir. Bandırma 13. Yüzyılın başlarında Karesi Beyliğinin himayesi altına girmiş, 1336 yılında Orhan Gazi zamanında Osmanlıların eline geçmiştir.

Bandırma is an important port city in the South of the Marmara Sea on the gulf of the same name. With a rich history since ancient times, Bandırma stil maintains this value.
Although the exact time of the establishment of the city is unknown, from various researches, it is concluded that Bandırma may have been established at the same time as the city of Kyzikos on the Kapidag peninsula between the 8thand 9th centuries BC, Bandırma, a fishing village and also used as the port of the city state of Kyzikos, was called PANORMOS “Reliable Harbor” in those years . Bandırma region which was ruled bay Phrygians, Mysians, Thracians and Persians at various times, was conquered by Alexander the Great, King of Macedonia in 334BC, and in the following years fell in the hands of Rome and Byzantines, Bandırma came under the auspices of Karesi Principatily at the beginning of the 23th century and in 1336 it was conquered by the Ottomans under the rule of Orhan Gazi.

Eski dönemlerde İstanbul ile Ege bölgesinin bağlantısını sağlayan tek liman kenti olması şehrin hep gündemde olmasını sağlamıştır. Bandırma hem İstanbul, İzmir ve Bursa gibi büyük şehirlerin ortasında yer alan konumu hem de bir arada bulundurduğu kara, deniz ve demiryolu ulaşım olanakları ile oldukça büyük önem taşımaktadır. Bandırma karayolu ile Balıkesir üzerinden Ege’ye ve güneye, Bursa üzerinden tüm Anadolu’ya ve İstanbul’a, Çanakkale üzerinden de Trakya’ya, kısaca yurdumuzun her yanına rahat ulaşım olanağı olan bir kenttir.

The fact that it was the only port city that provided the connection between İstanbul and the Aegean region in ancient times has made the city always remain on the agenda. Bandırma is of great importance with its location in the middle of big cities such as Istanbul, Izmir and Bursa, as well as land, sea and rail transportation facilities. It is a city with easy access to the Aegean and south via Balıkesir, via Bandırma highway, to all Anatolia and Istanbul via Bursa, to Thrace via Çanakkale and to all parts of our country.

29 Ocak 2020 Çarşamba

Daskyleion (Bandırma/Ergili)


Daskyleion (Bandırma/Ergili)

Dünyada kazı çalışmaları yürütülen tek Pers satraplık (valilik) merkezi olan ve bilinen en eski Zerdüşt tapınağına da ev sahipliği yapan Daskyleion, antik çağın en önemli yerleşim merkezlerinden biridir. En parlak çağını Perslerin satraplık merkezi olduğu dönemde yaşayan kent, Antik Çağda Mysia olarak anılan Balıkesir'in, Bandırma ilçesinde, Aksakal beldesi Ergili Köyü sınırları içerisindedir. 

Persler kenti Anadolunun batıya açılan kapısı olabilecek uygunlukta bir bölgede kurmayı hedeflemişlerdi. Bunun için, Manyas Kuş Gölünün (Daskylitis) güneydoğusunda konumlanmış Hisartepe ve çevresini seçmişlerdir. Bölge; Trakya, Boğazlar, Marmara Denizi, Karadeniz ve Küçük Phrygia bölgelerinin kesiştiği coğrafyaya hâkim olması dolayısıyla da Perslerin aradıkları niteliklere sahipti. 

Söylenceye göre kent ismini Lydialı bir soylu olan Daskylos'tan almıştır. Antik Çağ yazarları Daskyleion ve Paradeisos'un (Kuş Cenneti) güzelliğinden övgüyle bahsetmişlerdir.
                                                                                   
Daskyleion'un lokalizasyonu 1952 yılında Kurt Bittel tarafından yapılmıştır. Bittel'in, Daskyleion'un Hisartepe üzerinde yer aldığını saptamasından sonra 1954 yılında Ekrem Akurgal bu merkezde kazılara başlamıştır ve 1959'a kadar devam etmiştir. 28 yıl aradan sonra 1988 yılında Prof. Dr. Tomris Bakır tarafından yeniden başlatılan kazılar 2008 yılına kadar kesintisiz devam etmiştir. 2009 yılında Doç. Dr. Kaan İren tarafından devralınan Daskyleion kazıları halen devam etmektedir.