22 Şubat 2018 Perşembe

GÖNEN (Abdullah Yılmaz, 22 Şubat 2018)


GÖNEN

Giriş;
Gönen, günümüzde Marmara Bölgesi’nin güney batısında Balıkesir’e bağlı bir ilçedir. Doğusunda Manyas ilçesi, kuzey-doğusunda Bandırma ilçesi, batısında Biga ve Yenice ilçeleri, kuzeyinde Erdek Körfezi ve Marmara Denizi, güneyinde de Yenice ilçesi bulunmaktadır. Deniz seviyesinden yüksekliği 33 metredir. 

Gönen Adının Kökeni;
Şemseddin Sami’nin Kamus-u Türkî’sinde Gönen; yazın suyu kuruyan gölcük, küçük göl, durgun su anlamlarına gelir.

 Dr. Ali Riza Reman’a göre; Hasluk, Gönen adının Germanum’dan geldiğini iddia etmektedir.

Gönen’in Roma devrinde adı Arthemis Thermia’dır. Arthemis Romalıların Diana dedikleri Tanrı karşılığı Yunanlıların kadın- tanrısıdır. Kelime Artemis kaplıcası demek oluyor. Bu da o zamandan beri kaplıcanın şehrin kuruluşunda esas amil olduğunu gösteriyor.

Artamea, lokalizasyonu W. Ramsay tarafından yapılan ve kaplıcalarından dolayı modern Gönen ile eşleştirdiği kenttir. (Hasluck 1910, Ramsay, 1960, Akşar,2008)

Yakın zamanda çay kenarında bulunan ve kaplıcayla ilgili bilgiler veren kitabede de Gönen’in ismi “Thermia” yani ılıca olarak geçmektedir.

Artemea kelimesi hakkında yapılan araştırmalar, bu kelimenin Luwi dilindeki Arta-(u)ma “Kaynak Halkı(nın köyü) anlamında “Artama” iken Hellenleşme döneminde Artemis ile bağlantılı imiş izlenimi verecek biçimde Artemea’ya dönüşmüş olması ihtimalini güçlendirmiştir.

Gönen kelimesinin kökeniyle ilgili değişik iddialarda diğeri Roma dilindeki Konana’nın zamanla değişerek Gönen şekline dönüşmüş olabileceğidir. (Akkuş2010)

Gönen’de Yerleşimin Tarihi;
Gönen’de yerleşmenin tarihi M. Ö. 5000 yılına dayanmaktadır. İlçenin yerleşme yeri olarak oluşumunun kesin tarihi bilinmemekle beraber,  içinden geçen çayın “Asepsus” ismi ile anılan daha sonra Yunan mitolojisinde orman tanrıçası olarak kabul edilen “Artemis” ten türetilen ARTEMEA ismini taşımakta iken 1881yılında Osmanlı Devleti döneminde ilçe yapılması ile feyiz ve rutubet anlamına gelen “Gönen” adını almıştır.

Gönen ve çevresinin Proto-Hititlerle aynı soydan kavimlerce M. Ö. 3 bin ortalarından beri iskan edildiği araştırmacılarca belirtilmektedir. Aynı bölgede M. Ö 2 binden itibaren Pelasglar, Kar’lar, Trovalılar, Lelegler ve Luvi’ler görünürler.  Hititlerin eski krallık zamanında (M.Ö. 1660-1490) ülkelerini bizim de içinde bulunduğumuz kıyılara kadar genişlettikleri anlaşılmaktadır. “Mysia” denilen Balıkesir ve Gönen’in içinde yer aldığı çevresi daha sonra Frigler, Lidyalılar, Persler, Büyük İskender, Bergama Krallığı ve Romalıların eline geçti.

M. Ö. 7. Yüzyılın başından itibaren Çanakkale Boğazı ve Marmara sahilleri, İyonyalılar tarafından kolonize edilmiştir. Başta Milet olmak üzere ana şehirden gelen kolonistler Abydos, Sestos, Lampsakos, Kyzikos ve Astakos şehirlerini; Megaralılar ise Kalkhedion ve Byzantion’u kurmuşlardı. (M.Ö. 661-660)

Rivayete göre M. Ö. 4. Yüzyılda Belkıs şehrini almak için yola koyulan İskender, Aisepos(Gönen çayı) nehrinin kenarında dinlenmek için mola verdiği sırada, nehir kenarında dolaşan askerler sazlıkların arasından buhar çıktığını fark etmişler, yıkanmak istemişler; fakat suyun sıcak olduğunu fark edince nehirden kanal açarak sıcak suya karıştırmışlardır. Askerler bu suda yıkandıklarında gençleştiklerini hissetmişler, hatta hastalarının da iyileştiğini fark ederek bu suyun tılsımlı olduğuna karar vermişlerdir.

W. M. Ramsay, (Ramsay,1960. Akkuş,2010)  Anadolu’nun Tarihi Coğrafyası isimli eserinde şöyle yazar; “Artemea Phrigya’nın Hellespontus vilayetinde yer almaktadır ve Artemis Mabedi’nin yanında bir köy olduğu aşikârdır. Şu halde aşağı Aisepos’un sıcak su kaynaklarından olduğuna hiç şüphe edilemez. Burada bir Artemis Thermia olduğunu ve Aristides’in buna ilahiler yazıp ithaf ettiğini biliyoruz.”

Bölgeye daha sonra Lidyalılar egemen olmuş ve Lidya kralı Krezus zamanında Hellenpontus’taki Hellen kolonileri vergiye tabi tutulmuştur.

Pers savaşlarından sonra 478’de Sparta kralı Pausanias Byzantion’a geldi. Ve Attik-Dellos Deniz Birliği’ni kurdu. M.Ö. 448’de yapılan barışta Boğazlar ve Marmara’nın kontrolü Atinalılar’a geçti.

Makedonya Kralı 2. Filib Trakya’da ilerleyerek Gelibolu’yu aldı ve Persler’e karşı savaş yolu hazırlandı. Oğlu İskender babasının siyasetini takip ederek Persler’in üzerine yürüdü ve Granikos Savaşı’nda Persler’i bozguna uğrattı. (M.Ö.334)İskender Persler’i yendiği halde Satraplık sistemine dokunmamış, bu sistemi aynen devam ettirmiştir.

Artemea Köyü’nün Büyük İskender zamanında kurulduğu ve burada Yunan tanrıçası Artemis adına bir tapınak inşa edildiği anlaşılmaktadır. Zamanla burada bir köy ve kaplıca sebebiyle küçük bir kasaba meydana gelmiştir. İskender’den sonra Roma İmparatorluğunun kurulması ve Hıristiyanlığın M. S.381’de resmen kabul etmesinin ardından bu tapınağın kiliseye çevrilmiş olması muhtemeldir.

M.S. 375’te Kavimler Göçü’nün etkisiyle zayıflayan Roma İmparatorluğu 395 yılında ikiye bölünmüş ve Anadolu’da Doğu Roma (Bizans) egemenliği başlamıştır.  Dolayısıyla Gönen, bu dönemde Artemea adıyla bir Bizans kasabası olarak varlığını devam ettirmiştir.

Bizans İmparatorluğu zamanında, krallar ve saray erkanı ile ordu komutanlarının aileleriyle birlikte Gönen’e geldikleri ve haftalarca gençleşme umuduyla suda kaldıkları Bizans döneminden kalma taş yazmalardan öğrenilmiştir.

Gönen’in Antikçağ ve Bizans dönemlerindeki gelişiminin sıcak su kaynakları sayesinde olduğunu söylemek yerinde olacaktır.

Gönen’in Türkleşmesi;
Gönen 7. Yüzyıldan itibaren İstanbul’u kuşatan Araplarca ve 1071’de Malazgirt Savaşı’ndan sonra Türklerce tanınmaya başladı.

13. yüzyılda Moğol baskısıyla doğudan gelen Türk aşiretlerinin uç bölgelere yerleştirilmesiyle Bizans’ın elindeki topraklar yine Türklerin eline geçmiştir.

Gönen’in Türkleşmesinin bu tarihlerde olup olmadığı hakkında incelediğimiz kaynaklarda herhangi bir bilgi verilmemektedir.

Gönen’in fethi kaynaklarda pek geçmemekle beraber Evliya Çelebi burası için 1335 tarihini vermektedir. Gönen Karesi’ye dahil olmadığına göre Bizans’tan alınmış olma ihtimali kuvvetlidir.

Gönen’in fethiyle ilgili ikinci bir ihtimali de göz önünde bulundurmakta yarar olacaktır. O da Gönen’in 1. Murad zamanında fethedilmiş olabileceği ihtimalidir. Gönen’de ismi zikredilen en eski caminin Gazi Hüdavendigar Camii olması; bu konu üzerinde hassasiyetle durulması zorunluluğunu ortaya çıkarmaktadır.

Fetihten sonra Hüdanendigar Sancağı’na bağlanan Gönen yeni aşiretlerin bu bölgeye yerleştirilmesiyle gelişmesini sürdürmüştür. Gönen merkez Bursa’yla birlikte Hüdanendigar(Bey) Sancağı’na bağlı 33 nahiye arasında yer almaktadır.

Tapu Tahrir defterlerinde tımar sistemiyle ilgili bilgiler bulunduğu için Gönen burada “nahiye” olarak belirtilmiştir. Ayrıca kadı bulunması dolayısıyla da bir kaza olduğu aşikardır. Bu durum on dokuzuncu yüzyıl ortalarına kadar bu şekilde devam etmiştir.

19. yüzyıla kadar Bursa merkezli Hüdavendigar Sancağı’na bağlı olan Gönen, bu dönemde Karesi Sancağı’na bağlanmış, Karesi Sancağı ise bir üst birim olan Hüdavendigar vilayetine bağlanmıştır.

Tanzimat’tan sonra taşra teşkilatında yapılan değişiklikler sonucu “Kaza Müdürlüğü” oluşturulmuş ve Gönen kazası 1842 yılından itibaren müdür tarafından idare edilmiştir.

Müdür kazanın ileri gelenleri tarafından ve genelde halk arasından seçilmiştir.

Muhtemelen 1864 tarihine nahiye statüsüyle Erdek kazasına bağlanmıştır. Nahiye olduğu dönemde kasabada müdür, naib, katib ve vukuat katibinden oluşan dört resmi görevli bulunmaktaydı. Daha eski dönemlerde Karantina Katibinin de bulunduğu tesbit edilmiştir.

Hüdavendigar Eyaleti, muhacir iskanlarının en yoğun olduğu bölgelerden olup bilhassa Karesi vilayeti ve dahilindeki kazalar bu durumdan çok etkilenmiştir.

Gönen’e bu tarihlerden sonra da göçler devam etmekle beraber gelenlerin sayısı hakkında ayrıntılı bir rakam elde edilememiştir.

1910’lu senelere geldiğimizde asayişin devletin her yanında olduğu gibi Gönen’de de bozulduğu görülmektedir. Özellikle mahalli idarecilerin keyfi hareketleri ile bundan cesaret alan çetelerin faaliyetleri halkı canından bezdirmiş ve bu yüzden mahalli idareciler sık sık hükümete şikayet edilmiştir.

19. yüzyıl ortalarında altı-yedi mahalleden müteşekkil küçük bir kasaba olan Gönen, önce Kafkasya sonra Rumeli’den göçlere maruz kalmış ve bunun sonucunda nüfusu önemli ölçüde artmıştır.

20. yüzyıl başlarında özellikle mahalli idarecilerin tutumundan dolayı asayişsizliğin hakim olduğu Gönen’de bir takım çetelerin faaliyette bulunduğu görülmektedir. Mondros Ateşkes Antlaşmasının ardından ise Gönen önce Anzavur isyanları, ardından Yunan işgaliyle sarsılmış ve Eylül 1922’de Yunan işgali sona ermiştir.

1938 yılında Kaplıcalar Yeşil Otelin inşaatı ile termal turizm için de ilk adım atılmıştır.

18 Mart 1953’te Richter ölçeğine göre 7,5 şiddetinde bir deprem meydana gelmiştir.

Abdullah Yılmaz (22 Şubat 2018)

KAYNAKÇA;
Akkuş, Tacettin. 2010 . Gönen ve Köyleri Tarihçesi
Ülken, Hilmi Ziya. 1956.İstanbul Gönen Bölge Monografisi. Sosyoloji Dergisi
Akşar,Ahmet..2008. Balıkesir. Eskiçağ Literatüründe Mysia; Coğrafya, Kentler ve Kültler(Yüksek Lisans Tezi)
Demirbağ, Esra. 2007. Elazığ. Balıkesir Gönen İlçesinin Sosyokültürel, Ekonomik ve Turistik Yapısı (Bitirme Ödevi)
Sami, Şemseddin. Kamus-u Türkî İstanbul, 1317
Özer, Kemal,1964, Balıkesir, Kurtuluş Savaşında Gönen


Karesi Vilayeti Tarihçesi - Bölüm 2 (*)


Günümüz diline kazandıran;
ABDULLAH YILMAZ/Mayıs 2017-Gönen

MYSİALILAR
Mysialılar beyaz ırkın Aryan kısmına ait olan (Plasec) kısmındandır. Plajlar asıl vatanları olan (Belh) ve (Herat) taraflarında bulunurken Arilerden ayrılarak ilk göçmenler kafilesini meydana getirme ile Kafkas yoluyla Avrupa kıtasına geçmişler ve oradan kabile kabile Trakya, Makedonya, İllirya ve Teselya kıtalarına doğru yayılmaya başlamışlardı. 10
Plajların ziraat, madencilik ve mimarlık sanatına oldukça ilerlemişlikleri vardı. Bunlar şehirlerine (Larisa) ismini verirlerdi; kasabalarının etrafına büyük taşlarla surlar yaparlar ve bataklıkları kurutarak araziyi ekime uygun bir hale getirmesini bilirlerdi.
Plaj kısmından olan ve şimdiki Bulgaristan’ın batısına ve Kosova civarına doğru yerleşen Mysialıların bir kısmı Hicretten yaklaşık  (2600) sene evvel11(Bitini, Yerik, Dardani, Meon) milletleri ile Trakyadan Küçük Asya’ya geçerek (Propontid) ve  (Ege) denizlerini yani Marmara ve Adalar denizi kıyılarına yerleştiler
Mysileri Küçük Asya’ya geçtikten sonra sınırlarını genişleterek (Setrimon) denilen Bitinyalıları yenerek bu kıtaya hakim oldular.Sonra Bitinyalılar ile Frijyalılar saldırgan bir millet olan Mysialıları yenerek onların saldırılarına son verdiler ve Mysia kıtasını küçülttüler.
Mysialılar Trakyalılar ile de aynı ırktandılar. Strabon 12bunu kanıtlamak için Karadeniz Boğazına ince (Mysien Bosforu)denildiğini kaydediyor.
Mysianın asıl yerli halkı hakkında bilgimiz yoktur.13 Mysialılarkendilerini yerli halktan sayıyordu.14Fakat bunların dil, görenek yönüyle Trakya ve Makedonyadaki Plajlara benzerlikleri vardır.Mysialıların Küçük Asyaya geçtikten sonra burada yaşayan kavimler ile karıştıklarına şüphe yoktur.
Mysialılar civarlarındaki kavimler ile güzel ilişkilerde bulundular. Bunlar Lidya ve Karyalılar ile15 sözleşme yapmışlardı.Aynı soydan olan bu kavimler bir dil ile konuşuyorlardı. Mysia, Lidya ve Karyalılar sözleşme nişanesi olmak üzere (Milet) yakınlarında (Jüpiter Karyen) tapınağını ortaklaşa ziyaret ederlerdi.16
Mysialılar serbest yaşamayı sevdiklerinden dört duvar arasında bulunmaktan sıkılırlardı. Buna göre şehirlerde tesis etmişlerdi.
Mysialıların elbiseleri tilki derisinden bir külah ile (Zeira) denilen bir çeşitüstlükle örtülmüş yelek veayaklarında geyik derisinden çizme, ellerinde kısa bir süngü ile bir de mızrak ve savunma aleti olarak ufak bir kalkan olduğunu tarihçilerin babası Heredot yazıyor.
Plasciler, doğal güçleri cisimlendirerek onlara taptıklarından aynı kısımdan olan Mysialılar gibi cin peri ve doğal güçlerin resmedilmiş şekillerine ibadet ederlerdi. En büyük tanrıları (Jüpiter=Zeus)idi. Bu esastan başka, ikinci, üçüncü derecede tanrıları vardır.
Eski zamanlarda Mysia kıtası haralarla meşhurdu. Meralarında pek çok (Deyomed) kısrakları beslenirdi. Meşhur Homer İlyadasında Mysianın meralarını çok över. Eski (Ekiraos) yani Balıkesirde Roma İmparatoru meşhur (Adriyan)ın çiftliği vardı. Sonraları buraya (Adriyanotara) denilmişti. Bir zaman Mysia kıtasına dâhil olan ve sonra Lidya şehirlerinden sayılan (Tiratira=Akhisar) beldesinin eski ismi (Öhappa) olup manası iyi at yetiştiren demekti. Meşhur (Zelea=Sarıköy) ovasının hayvanları meşhurdu.

10-(Pilaj) yahut (Plasec)in eski ihtiyar demek olduğunu ve bundan amacında Yunanlılardan önce Yunanistanda oturan kavimlerin anlatılmak istendiğini Kamus-u Alam da yazıyor.
11- Mysienlerin çoğunluğu Trakyada kalarak Roma İmparatorluğu zamanında ehemmiyetli bir kavim olarak tanındı.
12-Amasyalı olup Coğrafya ve seyehaynamesiyle tanınır.
13-Küçük Asyanın en eski sakinlerinin (Semitik) cinsinden olduğu zan ediliyor. Bu ilk kavme az zaman sonra  kuzey tarafından (Seytik) halkı karıştı ki bunların arasına (Makaron) (Şalib) (Deri) Tibaretler, Maryandallar ve diğerleri ile  Finikeliler, Bizidyalılar, Suriyeliler karıştılar. (Küçük Saya Tarihi Lobas215)
14-Homer, Küçük Asyanın en eski kavimleri olarak Plasecler, Paflagonyalılar, Halizonlar, Mysialılar, Meonlar yani Lidyalılar, Karyalılar ve Lisyalıları sayıyor.
15-Heredot Mysia, Lidya, Karyalıların (Mizos) (Lidos) (Kares) isimlerinde üç kardeşten ayrıldığını yazmak suretiyle bir nesle dödürüyor.
16-Milet; Büyük Meander yani Menderes nehrinin yakınında kurulmuş bilinen beldelerdendi.

MYSİA KITASINDA SİYASİ DÖNÜŞÜM.
Bağımsız bir devlet kurmayı başaramayarak çok sayıda devletin yönetim ve siyasi etkisi altında kalırken Mysialılar birçok siyasi dönüşüm geçirmişlerdir. Mısır, Asur, Lidya, İran, İskender,  Bergama, Romalılar ve Türkler bu bölgeyi işgal ve idare ettiler.
Milattan önce (1000-1124) tarihine kadar Teselya bölgesinde bulunan bir kısım Eolyanlar Küçük Asya sahillerinde Mysia ve Karya sahillerinin bir kısmıyla Limni, Tenedos adalarının bir kısmında sömürgeler kurmuşlardır. Daha sonraları Eolyanlar arazilerini Eda dağları eteklerine kadar içeriden de geliştirdilerse de İyonyanlarla  Doryanların gelişmesini devam ederek arazilerini  (Szik) ile (Hermos=Gedus) nehri arasında sınırlandırmak zorunda kalmışlardı.
Milelilerin Küçük Asya sahillerinde ve Eda dağı eteğinde kurmuş oldukları ticaret şehirleri şunlardır;
Eda dağı eteğinde (Zelea=Sarıköy)(Sepsis=Bayramiç civarı) (Hellespon)ile civarında (Gargara) (Perkut)(Arizbe17) (Abidos)(Lampsak)(Pesos)18Paryon19(Artase=Erdek)(Sizik)(Miletopolis)Propontid civarında (Priyapos)20 şehirleridir.
17-Çanakkale ile Lâpseki arasında
18-Lapsekiden doğuya doğru Marmara Denizi kenarında
19-Karabiga ,ile Lapseki arasında deniz kenarında (Şahmelk) mevkinde idi.
20-Priyapos=Karabiganın kuzeyindeydi.


(*)Karesi fahri hemşerisi ve Maarif Müdürü İsmail Hakkı’nın (Uzunçarşılı) yazıp ilk baskısı İstanbul’daki Hüsnü Tabiat Matbaası tarafından 1925’te yapılan 143 sayfalık kitabın Abdullah Yılmaz’ca Mayıs 2017’de orijinalinden günümüz diline aktarılan ikinci bölümüdür. Devam edecektir.

25 Kasım 2017 Cumartesi

Karesi Vilayeti Tarihçesi (*)(**)


Günümüz diline kazandıran;

ABDULLAH YILMAZ/Mayıs 2017-Gönen


Karesi Vilayeti Tarihçesi (*)(**) 
İsmail Hakkı (Uzunçarşılı)
KARESİNİN ARAŞTIRMACI GENÇLERİNE (Önsöz Yerine)
Memleketinizde bulunduğum iki buçuk sene zarfında size bu tarihçe ile dört eser yazdım; bu eserler; Karesinin önemli kişiler tarihine ait bilinmesi lazım olan malumatı vererek bir dereceye kadar ihtiyacınızı tatmin eder, fakat asla yeterli değildir ve noksandır.
Karesi tarihçesini de diğer eserlerim gibi pek sevdiğim resmi vazifem arasında, istirahat zamanlarında topladım. Eser, daha büyük ve çok daha mükemmel olurdu. Bunun için İstanbul kütüphanelerinde araştırmada bulunmak ve bize dair Avrupa’da basılmış tarihlerden istifade etmek lazım gelirdi, daha kısası çok uzun süren çalışmaya ihtiyaç var fakat vazifem tabi ki buna engeldi. Ben eserde gösterdiğim alıntılardan faydalanarak size bir temel hazırlamış oluyorum. Ciddi araştırma yapmak ve incelemede bulunmak size aittir.
Bu naçiz eserimi; bize Darul Fünun sıralarında güzel sanatlar tarihi hakkında araştırmayı tavsiye eden ve bana gerekli yardımda bulunan muhterem üstadım Maarif Vekili Hamdullah Suphi (Tanrıöver) beyefendiye ithaf ile bir dereceye kadar şükran borcumu ödüyorum.
İsmail Hakkı (Uzunçarşılı), 22 Mayıs1925

I  MYSİA BÖLGESİ
Bugünkü Karesi vilayeti tamamen Küçük Asya’nın Mysia ismi verilen kısmında idi. Zaman zaman büyüyüp küçülen ve esaslı bir çerçevesi olmayan Mysia’nın sınırlarını şöyle kaydedebiliriz.
Mysia bölgesi Küçük Asya’ nın kuzey batısında bulunup kuzeyden (Propontid=Marmara Denizi) batıdan (Hellespontus=Çanakkale Boğazı) ve (Ege=Adalar Denizi) güneyden (Lidya=Saruhan sancağı) doğudan da (Rindakos=Adırnaz=Kocaçay) Çayı ile sınırlandırılmıştır. Bu sınır yukarıda belirttiğimiz gibi kesin değildir. Mysia bölgesi bazen Lidya, Biga ve kısmen Bitinya (Hüdavendigar (Bursa) vilayeti)ni işgal etmiş ve bazen Bitinyalılar ile Frigyalıların sayısız akınları ile daha dar bir sınır içine girerek doğuda Rindakos ve batıdan (Ezopos=Gönen Çayı) çayları arasında kalmıştır. Eskiden beri Mysia bölgesi iki kısma ayrılmıştır.
(Olimpos=Keşiş Dağı=Uludağ)dan itibaren ve Marmara Denizi sahilini izleyerek Çanakkale Boğazına kadar olan kısmına (Küçük Mysia) veya (Mysia Hellespontus) ve kalan kısmına da Büyük Mysia denilirdi. Küçük Mysia bir zamanlar Frigya kısmına dâhil olmuş ve (Küçük Frigya) kısmını teşkil etmişti ki bu tabir sonraları genel bir şekil almıştır.
Küçük Mysia’nın tanınan bilinen beldeleri şunlardır:
(Kyzikus= Belkız) (1); (Lampsacus=Lapseki); (Perkot=Burgaz) (2); (Abidus=Nara Burnu civarında); (Milotopolis=Mihaliç=Karacabey); (Apoloni=Apolyont=Uluabat) (3); (Piriyapos=Kara Biga kuzeyi)(Pemaninos=Eski Manyas); (Artemea=Gönen); (Zeleya=Sarıköy); (Artas=Artake=Erdek); (Panormus=Panderma=Bandırma).
Büyük Mysia’da sayılan başlıca şehirlerde bunlardır:
(Pergam=Bergama); (Adramityum=Edremit); (Arjiza=Balya-Pazarköy); (Asos=Behramkale); (Troas=Truva-Eski İstanbul civarı); (Antandros) (4); (Gorgar=Gargar-Bayramiç civarı) (5); (Eskamander=Karamenderes nehri) kenarında (Scepsis=Sepsis); (Blodos=Balat=Dursunbey); (Adriyanutere=Balıkesir)dir (6)
Mysia sınırı bugünkü Karesi vilayeti dışında bir takım araziyi yani Çanakkale, Bergama ve Hüdavendigar’ın (Bursa) bir kısmını içine alıyordu. Tarihçemi yalnız vilayet dâhiline sınırladığımdan dışarıda kalan kısımlar hakkında açıklama yapmayarak sırası gelince anıp geçeceğim.
Mysia kıtası eskiden beri beş kısmı içine alıyordu;
  1. Yunanistan’dan gelen muhacir (Aiolis=Eoli) ahalilerine ait kıyılar bölgesi (7)
  2. Truva, yani Çanakkale ve çevresi.
  3. Antik Yunan göçmenleriyle içinde oturan Mysi Hellespontik veya Küçük Mysia bölgesi (8).
  4. (Abreten ) yani içeride Kirmasti ve çevresi. Bir aralık Balıkesir bu bölgeye dâhildi.
  5. Dolyon ve Kyzikos bölgeleri (9).
__________________
Dip Notlar
(1) Kapıdağ yarım adası içeriğinde bilinen şehir, Belkıs Harabesi.
(2) Perkot, Lâpseki ile Naraburnu arasında şu an Burgaz denilen yerde idi.
(3) Apolyont gölündeki ada üzerinde olup (Diyana) ve (Apolon) tapınaklarına ait bazı eserler görülür. Antik Ezmine’nin en bilinen şehirlerindendi.
(4) Edremit Körfezinin kuzey kıyısında Yukarı Avcılar köyü civarında.
(5) Edremit Körfezinin kuzey kıyısında Nusretli Burnu civarında.
(6) Balıkesir’in eski ismi (Akiros) veya (Akiraos)dur. (Memalik el Ebsar) bundan hatalı olarak burayı (Memleket-i Ekira) diye anıyor.
(7) Hicretten 1700 yıl önce (Peloponos=Mora) yarımadasında (Dori=Dor)lara yenilmiş olan bu yarımadanın çoğunluk ahalisi her bir tarafa dağıldığından bunlardan bir kısmı (Agamemnon) sülalesinden (Kaleon=klavun) ve (Malaoes=Malavasın)ın yoldaşlığıyla Truva ve Hellespont kıyılarına gelerek (Kudüs=Gedüz=Gediz) çayı kıyıları mevkiine kadar yayılmışlardır ki Ahai takımından olan bu göçmenlere Eolyandan geldikleri için Eolid denirdi. (Lespos=Midilli) ve güneye doğru Edremit kıyısı bunlarla yerleşiktir.
(8) Bunlar İyonyan denilen Antik Yunan kavimlerindendiler. Marmara kıyısında kolonileri vardı.
(9) Dolyon; (Ezopos=Gönen çayı) ve (Masistos=Simav Çayı) nehirleri arasındaki Marmara kıyısından içeri doğru Manyas (Kuş) gölünün güneyine kadar devam eden araziye eskiden Dolyon ismini vermişlerdir ki Küçük Mysia ve yahut Küçük Frigya kısmına dâhildi. Dolyon kısmına dâhil olan (Kyzikos) yerleşmesi hakkında detaylı yöre bilgileri vardır.

________________
________________

(*)Bibliyografya
MYSİA TARİHİNE AİT BİLGİLERİ TOPLARKEN MÜRACAAT ETTİĞİM ESERLER
Küçük Asya=Şarl Teksiye’nin mütercim nüshası; Küçük Asya=Lüba’nın; Bursa Salnamesi=324 senesi; Hammer Tarihi=Mütercim nüshası Ata beyin; Kamus ul Alam=Şemsettin Sami Bey; Larus Ansiklopedi; Tarih-i Kadim Atlasları; Tarih-i Umumi=Ahmet Refik Bey; Coğrafya-yı Kadim Lügatı=Sina Beyan Efendi; Çanakkale Boğazı=Ali Rıza Seyfi Bey; Jeografi Üniversal=Melt Braun; Türk Asyası=Vital Kinet; Küçük Asya=George Parrot; İliada=Fransızca tercümesinden.
TÜRKLER TARİHİ BÖLÜMÜNÜ YAZARKEN FAYDALANDIĞIM ESERLER
İbn Batuta=Şerif Paşanın tercüme ettiği kısımdan; Türklerin Tarih-i Umumisi= Dökini Cahit beytercümesinden; Mesalik el-Ebsar; Cami üd-Düvel; Encümenin Osmanlı Tarihi; HammerTarihi; İsfar-ı Bahriye-yi Osmani; Aşıkpaşazade Tarihi; Neşri Tarihi; Cenabi Tarihi; Heşt Biheşt; Tac-ut-Tevarih; Hayrullah Efendi Tarihi; Tarih Encümeni Mecmuaları; Kamus ul-Alam; Meşahir-i İslam; Gülşen-i Maarif; Keyfiyet-i… Zuhur-u Ali Osman; Mahkeme-i Şeriyye Sicilleri

 (**)Karesi fahri hemşerisi ve Maarif Müdürü İsmail Hakkı’nın (Uzunçarşılı) yazıp ilk baskısı İstanbul’daki Hüsnü Tabiat Matbaası tarafından 1925’te yapılan 143 sayfalık kitabın Abdullah Yılmaz’ca Mayıs 2017’de orijinalinden günümüz diline aktarılan ilk bölümüdür. Devam edecektir.

12 Kasım 2017 Pazar

Güney Marmara Bölgesi, Misyalılar ve Bölgenin Kısa İlkçağ Tarihçesi (Mustafa Özcan, 12 Kasım 2017)


Güney Marmara Bölgesi, Misyalılar ve Bölgenin Kısa İlkçağ Tarihçesi

Yaklaşık olarak Kuzey Batı Anadolu’yu ve Trakya‘nın tümünü kapsayan Marmara bölgesinin dört alt bölümünden biri olan Güney Marmara, başta Marmara ve Ege’deki ulaşıma uygun kıyılar olmak üzere yüksek verimlilikteki tarımsal üretime uygun arazi sahipliliği nedeni ile Megapol İstanbul’un hinterlandı sayılmaktadır.  Ayrıca Güney Marmaraflorasındaki endemik bitki çeşitliliği ve faunasının benzer doğal zenginliği nedeni ile de tarih boyunca pek çok uygarlığa ev sahipliği yapmış bir coğrafya da olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu özellikleri yönüyle, hem bu coğrafyada yaşayanlar, hem de konuya ilgi duyup entelektüel merakı olanlar için genel bilgi aktarıcı olan, Bölgenin ismen bilinen ilk yerleşimcileri Misyalılar’dan itibaren ele alarak ilkçağ tarihini inceleyen, ancak kısa olan bir makale hazırlamak yerinde bir girişim olacaktır.

Tarih hakkındaki bilgilendirmeye geçmeden önce, Bölgenin fiziki olarak durumu ve sınırlarının geçtiği yerler hakkında coğrafi bir değerlendirme yapmak gerekir diyorum.
Coğrafya, insan ve insan yapısı olgularla doğa arasındaki fizik temelli ilişkileri betimleyen ilk bilim dalı olarak bilgi tabanını her şeyden önce doğanın iklim ve yüzey şekillerinden başlayarak inşa ettiğinden, bölge kavramı da havzadenizgölnehirdağova ve iklim gibi olguların yarattığı doğal sınırlar esasına dayandırılarak belirlenir. 
Bu kapsamda şimdi konuya coğrafi mahiyetten bakarak Güney Marmara’nın Wikipedi’de bölgede dört il olarak verilen tanımındaki yanlışı düzelterek sınırlarına göz atalım (*).

“Güney MarmaraMarmara Bölgesi'nin güneyini teşkil eden Yalova, Bursa, Balıkesir, Çanakkale ve Bilecik illeriyle, bu illerin ilçeleri için kullanılan coğrafi bir terim.

Türkiye’nin yedi coğrafi bölgesine bakıldığında sınırlarınçizilmesinde ilklimin tayine esas teşkil ettiği görülür. Genel olarak Türkiye’de dört iklimin, yani AkdenizKaradenizKarasal ve Marmara iklimlerinin varlığından söz edilir. Bu bakımdan alt bölümlemeye iklimsel ayrım açısından bakarsak, Güney Marmara’da, ağırlıklı olarak Akdeniz ile Karadeniz, ama biraz da Karasal ikliminin karışmış olduğu Marmara iklimi egemen olduğunu görürüz. Marmara iklimi, Akdeniz ve Karadeniz iklimi ile Karasal iklim arasında geçiş özelliği gösterdiğinden, buna bağlı olarak da bölgenin doğal florasını, güney ve alçak kesimlerde Akdeniz kökenli bitkiler ile yüksek kesimlerin kuzeye bakan yamaçlarındaki Karadeniz bitki topluluğunun nemli ormanlarıoluşturmaktadır.

Öte yandan, alt bölümlemelerin sınırlarının çiziminde iklimsel bakış ile ilgisi olmayan idari bölümlerin de kaçınılmaz olarak sırırları belirlediği görülmektedir. Nitekim bu doğrultuda Bilecik’in İç Anadolu’ya yakın yöresi ile Balıkesir üçgeninin güney doğu ucu olan Dağlık yöresi daha çok Karasal iklimli olmalarına rağmen birer idari parça olarak Güney Marmarabölümüne dâhiller.

Güney Marmara kıyıları bol miktarda küçükzengin ve doğal güzellikte olan yerleşim yerlerine sahiptir. Bu yerleşimler başta İzmir metropolü olmak üzere Ege bölgesi ile sıkı ilişki içerisinde olaraktan kara ve deniz yoluyla da İstanbul megapolü ve Trakya’yı birbirine bağlar. Marmaradenizi ise bu bölgeleri ayırmak yerine ucuz deniz taşımacılığın yapıldığı bir köprü gibidir.
Arkeolojik araştırmalar gösteriyor ki, Güney Marmara’nın Çanakkale ile Balıkesir illerini içine alan Batı kısmıTarihöncesi’nde Kalkolitik çağın sonlarına doğru Balkanlar‘dan gelen göçmenlerin yerleşimi için kuvvetle tercih edilen bir yer olmuştur. Özellikle Güney Doğu Avrupa’yı kuzeyden baskılayan istilacı başıbozuk budun göç hareketlerinin etkisi ile Balkanlar‘da yerleşik ve üretken olan topluluklar Çanakkale Boğazı üzerinden Güney Marmara’ya geçerek burayı kendilerine yeni mekân tutmakla bu baskıdan kurtulmayı bilmişlerdir.

Yakın Doğu’dan başlayarak Kuzey Batı Anadolu'ya doğru gelen baskıcı budun hareketlerindeyse Güney Marmara Bölgesi’nin yerleşikleri Trakya ve Balkanlar’a geçip eski yurtlarına yeniden yerleşerek bu kez Doğu’dan gelen baskıdan kurtulmuşlardır. 

Bu budunlar göçü şeklinde kuzey-güney veya tersi yönde olan yüzlerce hatta belki de bin yılı bulan sürelerde olan bu periyodik gidiş-gelişlerin Tarihöncesi’nin Neolitik ve Kalkolitik çağlarında çok kez tekrarladığını söylemek herhalde kehanet olmasa gerekir. 

Yazılı tarihin Tunççağı‘ndan sonra Misya diye anılan bölge Truva ketinin egemenliği altındaki etki alanının içine girmiştir. Batı Güney Marmara’da bu döneme ait en önemli arkeolojik buluntu yerleri Balıkesir’in Babaköy ve  Ovabayındır ören yerleri  ile  Yortan (Bostancı) mezarlığıdır. Tarihin bu dönemine yönelik bilgileri özetle Balıkesir’in sitesinden biraz değişiklikle alıntılayalım (**): 

Truva kentinin bilinen ilk sakinleri Miziler ya da Misismiyle anılan Misyalılardır. Bölgeye isimlerini veren Mis’ler Frigler’le aynı kökten olup beyaz ırkın önemli bir kısmını teşkil eden Aryanların Pelaj şubesine mensupturlar. Pelajlar’ın tarımda oldukça ileri oldukları bilinmektedir.4 Bağımsız bir devlet kuramayan Misyalılar,tarihleri oyunca HititFrigPersMakedonve Bergama Krallığı egemenliği altında yaşamışlardır.

Bölge Hitit İmparatorluğu döneminde ise Assua olarak adlandırılmıştır. Muhtemelen M.Ö. 1200 yıllarında ortaya çıkan ve Truva’nın yıkılması ile başlayan deniz kavimleri göçüyle bölgeye Trak boyları yerleşmiştir.5Demirçağı olarak bilinen bu dönemin ortalarında hâkimiyet Lidya Devleti’nin elinde bulunmaktaydı. Aynı dönem içinde ise kıyı bölgeler Grekler tarafından kolonize edilmişti.6 M.Ö. IV. Yüzyıldan itibaren bölge Pers istilasına uğramıştır. Bu dönemde Misyalılar sık sık ağır vergiler nedeniyle isyan etmişlerdir. Pers hükümdarı III. Darius tarafından Pergamon ( Bergama) satraplığına bağlanan bölge, M.Ö. 334 yılından sonra ise Büyük İskender’in yani Makedon Krallığı`nın egemenliği altına girmiştir.

Bu dönemde bölge Misya olarak anılmaya başladı.7Misya olarak adlandırılan bu bölgenin Küçük Asya kısmında yer almaktadır. Başlıca yerleşim yerleri ise, Sizik (Kizikos, Belkız), Lampeseak (Lâpseki), Perkos(Prigos, Ayvalık Büyük Maden Adası), Miyopolis (Mihaliç, Karacabey), Artema (Gönen), Zeleya ( Sarıköy), Artas (Erdek) ve Panormos (Bandırma) dur.

Büyük İskender’in ölümü üzerine Bergama Krallığıhâkimiyetinde kalan bölge daha sonra Roma İmparatorluğu`nun Anadolu’daki ilk eyaleti olan Küçük Asya’ya (Asia Minor) bağlanmıştır. Nihayet bu dönemde Güney Marmara’da Balıkesir de kent kimliği kazanmıştır. İmparator Hadrianus’un (M.Ö. 117–138Balıkesir ovası’nda (Apias Pediun) geçirdiği başarılı bir ayı avı sonrası, bu av anısına bir kent kurulmasını emretti. Kurulan kente İmparatorun ismine atfen Hadrianoutheria (Balıkesir) adı kondu.8 Kent kuruluşu sonrası kısa sürede sikke darbı gerçekleştirildi.9

M.S. 395’de Roma imparatorluğu’nun ikiye ayrılmasıyla kentin idaresi Doğu Roma’nın devamı olarak Bizans’a geçti. Bu dönemde kent piskoposluk merkezi haline gelmiştir.

Güney Marmara’nın en önemli ulaşım kapısı Bandırma’nın İlkçağ tarihçesine bakışı da gene Wikipedi Bandırma sayfasından alıntılayarak yapalım(***):

Tarihte Kizikos, Panderma, Panormos gibi adlar alan Bandırma çok eski bir yerleşim merkezidir. Kuruluşu hakkında kesin bilgi olmayan Bandırma'nın Kizikos'ta yapılan kazılarda bulunan bir lahitten İÖ. VIII-X yüzyıllar arasında kurulduğu düşünülmektedir. Bandırma ilk başta Misya bölgesi sınırları içerisindeydi. Bu yıllarda adı, "güvenilir liman" anlamına gelen Panormos idi. MÖ 334'te Büyük İskenderPerslerin elinde bulunan bölgeyi kendi devletinin sınırları içine kattı. İskender'in ölümünden sonra bölge Romalıların eline geçti. Bandırma Roma İmparatorluğu'nun 330 yılında ikiye ayrılmasından sonra 1076'da Selçuklu Kutalmış Bey tarafından ele geçirilene kadar Doğu Roma İmparatorluğu'nda kaldı

Mustafa Özcan (12 Kasım 2017)
___________________


13 Ekim 2017 Cuma

Gönen-Kazdağı Doruğu Yolunu Kat Etmek: Doğaseverler için Keyifli bir Güzergâh (13 Ekim 2017)


Gönen-Kazdağı Doruğu Yolunu Kat Etmek: Doğaseverler için Keyifli bir Güzergâh

Yayına hazırlayan: Mustafa Özcan
Yol öyküsü: Mustafa Konakoğlu

Gönen Çayı’nın doğduğu yer Kazdağı’na, yani mitolojik adıyla İda’ya doğru Gönen’den hareketle yapılacak bir gezi, doğa ve kültürün iç içeliğinden dolayı insana keyif vermesinin yanında çok yönlü bir bilgi edinme harekâtı da olmaktadır.

Bu çerçevede böyle bir gezi, coğrafyaekoloji, biyolojiarkeoloji ve tarih gibi bilim alanlarına giren pek çok sağın bilgiyi yolculuk sırasında yeniden anımsamak veya edinmek, ayrıca bu edinimleri yerinde otantik olarak içselleştirmek için son derece uygun olanaklar da sunmaktadır.

İşte bu makale, bu doğrultudaki bir beklenti ile 2017 Yazının sonuna doğru bir kafile olarak Gönen’den Kazdağı’na doğru yola çıkan bir doğa yürüyüşü ekibinin yaşadıklarını dışarıdan bakan bir gözle özetle aktarılmayı amaçlamaktadır.

***
Gezi rotasının ilk durağı Atatürk'ün yurt gezileri sırasında su içmek için uğradığı çeşme olmaktadır. Burada susuzluklar giderilirken Ata’nın anısını da anmak içten gelen bir gereklilik olarak yerine getirilir. Sonrasında Hanlar'da kısa bir çay molası için de durmak yol yorgunluğunun atılması yönünde iyi bir fırsat oluşturur. Ayrıca, buranın ardından gelen Kazdağı’na yaklaşılınca dağın bilinen oksijence zengin havasını derin, derin solumak, akciğerlerin oksijenle dolması sonucu kendiliğinden oluşan o nefis aerobik dinginlik hissini duyumsamak kaçırılmaması gereken bir fırsattır.

Gecelenen ilk kamp molasının ardından ertesi gün sabah kalkılıp Zeytinli köyüne doğru yol alındığında Kazdağı eteklerinde sürdürülmekte olan vahşi maden işletmeciliğini üzülerek görmek yolculuğun yegâne olumsuz izlenimi olmaktadır.

Burada, Kazdağı eteklerinde bulunan köylerin gezilmesinin ilk etabında Aşil'in atlarını suladığı, Afrodit'in güzellik banyosunu yaptığı Sutüven Şelalesi ile yazar Sebahattin Ali'nin yaşanan bir olaydan esinlenerek Hasan ve Emine'nin aşkına dair yazdığı acılı öyküsüne (*) konu olan Hasanboğuldu’yu görmek nefis bir izlenime kaynaklık etmektedir. Ama olayın acı yönü bazılarının derinlerinde buruk bir duygu da uyandırabilir. Ve sonrasında, sırasıyla Kızılkeçili köyündeki 850 yıllık abidevi çınar ağacını, Tahtakuşlar Etnografya Müzesi’ni, Antandros Antik Kenti’ni, Nekropolis’i (Ölüler Şehri), Zeus Altarı'nı ve Adatepe köyünü ziyaret etmek doğru bir seçim oluşturur. Ancak, bir doğa yürüyüşü kapsamında sözü edilen bu uğrak yerlerinin tamamının görülmesi bir güne sığdırılarak istenirse o günün öğle yemeği için Adatepe köyünü seçmek gerekli olabilir.

***
Kazdağı zirvesine doğru toplamda 52,5 km’lik uzunlukta olup dönüşüyle birlikte 2 gece 3 gün sürecek ve zorlu tırmanışı olacak bir güzergâhta, bir rotada yol kat etmek niyeti ile yola çıkmayı düşünmek kimilerince çok dikkatle değerlendirilmesi gereken aşırı zorlayıcı bir parkurdur. Bu nedenle buradan zirveye doğru tırmanış da dâhil olmak üzere kestirme yollar kullanılarak Aşağıçavuş köyüne kadar olan mesafedeki en uygun rotanın doğru seçilmiş ve önceden planlanmış olması çok kritik bir iştir. Kazdağı’nın en uzun transı olmasına karşın yalnızca yürünülerek kat edilmesi gerektiğinden bu rota, planın kusursuzluğunu zorunlu kılar.

Öte yandan, günün akşamına doğru Sutüven Şelalesi'ne çok yakın olan Çamlaraltı kamp alanında gecelemek doğru bir seçim olduğu kadar da gereklidir de. Ayrıca, ertesi gün yürüyüşün sonlanacağı Aşağıçavuş köyüne gitmek için çok erken kalkılacağından gecikmeden yatmak üzere akşam yemeğinden hemen sonra çadırlara yönelmek doğru bir hareket olur.
***
Sabah saat dört civarı kamp terk edildiğinde gezinin zorlu yürüyüşü başlar. Gün içindeki uzun bir yürüyüş sonrası dağa tırmanışın ilk saatleri, karanlıkla birlikte oldukça sık bir orman içinde yola devam edilerek tüm gece boyu sürer. Gün ağarmaya başladıkça ve tırmanıştaki rakım arttıkça zorlanmanın karşılığı olarak ortaya çıkan hem Saros körfezinin hem de İda'nın muhteşem manzaralarından büyülenmemek mümkün değildir.

Zirveye yaklaşıldığında Afrodit'in Hermes'e, Paris'in Helen'e aşık olduğu, tanrı ve tanrıçaların balaylarını geçirdiği; KanonZeynaHerkülHektor gibi efsane kahramanlarının evi sayılan ve ozan Homeros'un, ''canavarlar anası bol pınarlı İda'' diye betimlediği Dağ'ın bir parçası olma hissinin insanda bünyeyi sarması artık doğaldır. Nihayetinde, üzerinde efsanevi Sarıkız’ın mezarı (**) olduğu için şamanların hac yeri olarak kabul ettiği Kazdağı'nın üçüncü büyük zirvesi olan Sarıkız Tepesi'ne varılır ki bundan sonra artık ana zirve olan Karataş Tepesi’ne (Rakım:1774 m) doğru yol alınmaya başlanır. Kartalçimen Yaylası üzerinde bulunan Kaz Avlusu'u (Kutsal Avlu) geçilerek İda'nın doruğuna varıldığındaysa tam da öğle zamanıdır. Ana doruktan Yunan adalarını, Kazdağı'nın ikinci zirvesi Cılbakbaba Tepesi'ni ve çevreyi doyasıya seyretme imkânı bulunur. Ayrıca kimilerinin sıcağın, yorgunluğun ve başarmışlığın etkisi ile burada bir süre şekerleme yaparak kestirmeyi seçmesi “tercih-i şayan” bir durum olabilir.

Homeros İlyada ve Odysseia adlı efsanevi manzum yapıtında pagan baş tanrı Zeus'un Troya Savaşı’nı buradan yönettiğinden bahseder. Mitolojideki Gargaron isminin, hem Kazdağı'nın bu zirvesi, hem de Adatepe köyünde bulunan Zeus Altarı'nın bulunduğu tepe için kullanılması çoğu kez kafalarda karışıklık yaratmıştır. Gerçekte söz konusu yer Kazdağı'nın ana zirvesi olan Karataş Tepesi’dir. Çünkü hava açık olduğunda buradan savaşın olduğu Troya sahillerine kadar upuzun bir görüş açıklığının olduğu bilinir. Savaşta buraya saklananların Zeus'dan “kutsal bir güç” aldığı söylenir. Düşmanlarınsa kartal kılığında dolaşan Zeus'dan çekindiği ve bu nedenle buraya yaklaşamadığı belirtilir. Öte yandan, Troya Savaşı için yola çıkmak isteyen Agememnon'unsa gemilerine tanrıça Artemis’in uygun rüzgârı vermemiş olması, bunun üzerine AgememnonArtemis'i razı edebilmek için kâhine inanarak kızı İphigenia'yı kurban etmek istemiş olması mitolojik kaynağın diğer bir anlatısıdır.

Benzer adak etme olayının, Sarıkız efsanesinde de görülmesi, Paris ile Oinone'nin yerini binlerce yıl sonra ayni kaderi paylaşan Hasan ve Emine'nin hikâyesine bırakması, ''Zeusbaba'' adının zamanla  ''Cılbakbaba'' (***) ve mitolojide antik çağ törenlerinin yapıldığı yer olan Kutsalavlu adınınsa zamanla ''Kazavlusu'' olarak değişmesi iç içe geçen tarihsel kültürlerin bir kalıtıdır.

İşte bu geleneklerin bir devamı olarak yöre halkı Türkmenler yüzlerce yıldır Sarıkız kutlamaları yapmak için her yılın ağustos ayı ortasındaki cumartesi günü Kazdağı'nın zirvesindeki Karataş Tepesi’nin (Gargaron) eteklerinde bulunan Kartalçimen Yaylası’na çıkarak Kutsal Kazavlusu mevkiinde çadırlı kamp kurup burada bir hafta süreyle konaklarlar. Böylece geçmiş ile şimdi ve şimdi ile gelecek arasındaki ki bu geleneksel bağ sürdürülmüş olur.  
***
İda Dağı doruğundan dönüş yolunun en az geliş yolu öyküsü kadar ilgi ve heyecan yüklü olacağını umarak bu doğa gezisinin bundan sonraki safahatını bir başka yazının konusu yapmak niyeti ile bu ilk bölümü burada sonlandırmanın doğru olacağını düşünüyorum.
______________