12 Mart 2019 Salı

İsmail Hakkı Uzunçarşılı'nın Karesi Vilayeti Tarihçesi'nin Abdullah Yılmazca sadeleştirilmiş bölümünü yayınlıyoruz.



MİZYA KITASI

1


Bu günkü Karesi vilayeti tamamen Küçük Asya’(Asya Minor)nın Mizi ismi verilen kısmında idi. Zaman zaman büyüyüp küçülen ve esaslı bir çerçevesi olmayan Mizya’nın hududunu şöyle kaydedebiliriz.
Mizya kıtası, Küçük Asya’nın kuzey batısında bulunup, kuzeyden (Propontid=Marmara Denizi) batıdan(Hellespon=Çanakkale Boğazı) ve (Ege=Adalar Denizi)güneyden (Lidya, Lydia=Saruhan Sancağı)doğuda (Rindaküs, Ryndakus=Adernaz) Çayı ile sınırlandırılmıştır. Bu sınır yukarıda arz ettiğimiz gibi kesin değildir. Mizya bölgesi bazen Lidya, Biga ve kısmen(Bitinya,Bithynia=Hüdavendigar Vilayeti)ni işgal etmiş ve bazen  Bitinyalılar ile Frijyalıların (Phrigya) sayısız akınları ile daha dar bir sınır içine girerek doğuda Rindaküs ve batıdan (Ezopos,Aesepus =Gönen Çayı) çayları arasında kalmıştır. Eskiden beri Mizya kıtası iki kısma ayrılmıştır.
(Olimp, Olympene=Keşiş Dağı)dan itibaren ve Marmara Denizi sahilini takiben Çanakkale Boğazına kadar olan kısmına (Küçük Mysia) veya (Mizya Hellespontik, Mysia Hellespontus) ve kalan kısmına da Büyük Mysia denilirdi. Küçük Mizya bir zamanlar Frijya kısmına dâhil olmuş ve (Küçük Friji, Phrygia Minor) kısmını teşkil etmişti ki bu tabir sonraları umumi bir şekil almıştır.
Küçük Mizya’nın tanınan bilinen beldeleri şunlardır.
(Sizik, Cyzicus= Balkız)1(Lampisak, Lampsacus=Lâpseki)(Perkot, Percode=Burgaz)2(Abidus, Abydus=Nara Biruni civarında)(Milotopolis, Miletopolis=Mihaliç)(Apoloni, Apollonia)3(Priyapos, Priapus=Kara Biga kuzeyi)(Pemaninos, Poemanenum=Eski Manyas)(Artemea, Artemis=Gönen)(Zeleya, Zeleia=Sarıköy)(Artas, Artace =Artak=Erdek)(Panurmus, Panormus=Bandırma)
Büyük Mizya’da sayılan başlıca şehirler de bunlardır;
(Pergam=Bergama, Pergamum)(Adramityum=Edremit, Adramityum)(Arjiza=Balya Pazarköy)(Asos=Behramkale, Assus)(Truvad=Troas)Eski İstanbul civarında(Antandros)4(Gargar, Gorgara)5 Bayramiç civarında(Eskamender,Scamender=Menderes) nehri kenarında (Sepsis, Scepsis) (Blodos=Balat=Dursunbey) (Adriyanutere =Balıkesri)dir.6Mysia sınırı bu günkü Karesi vilayeti dışında bir takım araziyi yani Çanakkale, Bergama ve Hüdavendigar’ın bir kısmını içine alıyordu. Tarihçemi yalnız vilayet dâhiline sınırladığımdan dışarıda kalan kısımlar hakkında açıklama yapmayarak sırası gelince anıp geçeceğim.
Mizya kıtası eskiden beri beş kısmı içine alıyordu;
1-    Yunanistan’dan gelen Eoli (Aiolis)muhacir ahalilerine ait kıyılar bölgesi
2-    Truvad yani Çanakkale ve çevresi bölgesi.
3-    Antik Yunan göçmenleriyle içinde oturan Mizi Hellespontik veya Küçük Mysia bölgesi.
4-    (Abreten ) yani içeride Kirmasti ve çevresi. Bir aralık Balıkesir bu bölgeye dâhildi.
5-    Dolyon(Dolones) ve Sizik bölgeleri.9
NOTLAR
1-Kapıdağ yarım adası içeriğinde bilinen şehir, Belkıs Harabesi.
2-Perkot, Lâpseki ile Naraburnu arasında şu an Burgaz denilen yerde idi.
3-Abolyont (Artynia) gölündeki ada üzerinde olup (Diyana) ve (Apollon) tapınaklarına ait bazı eserler görülür. Antik Eski zamanların en bilinen şehirlerindendi.
4-Edremit Körfezinin kuzey kıyısında Yukarı Avcılar köyü civarında
5-Edremit Körfezinin kuzey kıyısında Nusretli Burnu civarında
6-Balıkesir’in eski ismi (Akirus) veya (Akiraos)dur.Mesalik el Ebsar) bundan hata olarak burayı (Memleket-i Akira) diye anıyor.
7-Hicretten (1700) sene önce Mora yarım adasında (Dori)lerin yenilmiş olan (Peloponos) kıtasında halkın çoğunun bir tarafa dağıldığından bunlardan bir kısmı (Agamemnon) sülalesinden (Klavun) ve (Malavas)in yoldaşlığıyla Truva ve Hellespont kıyılarına gelerek Gedüs çayına ilgili olan kıyıya yayılmışlardır. Ki (Ahai) takımından olan bu göçmenlere (Eolya, Aiolya) kıtasından geldikleri için (Eolid, Aiolis) denirdi. (Lespos=Midilli) ve Edremit kıyısı güneye doğru bunlarla yerleşmiştir.
8-Bunlar (İyonyan) denilen Antik Yunan kavimlerindendiler. Marmara kıyısında sömürgeleri vardı.
9-Dolyon; (Ezepos=Gönen çayı) ve (Masistos=Simav Çayı) nehirleri arasındaki Marmara kıyısından içeri doğru Manyas gölünün güneyine kadar devam eden araziye eskiden (Dolyon) ismini vermişlerdir ki Küçük Mizya ve yahut Küçük Frijya kısmına dâhildi. Dolyon kısmına dahil olan (Sizik) yerleşmesi hakkında yerine ait detaylar vardır.


27 Şubat 2019 Çarşamba

BANDIRMA ON YEDİ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ ULUSLAR ARASI BANDIRMA VE ÇEVRESİ SEMPOZYUMU SEMPOZYUM PROGRAMI VE BİLDİRİ ÖZETLERİ 17-18-19 Eylül 2018 tarihli yayınlanmış sempozyum özetlerinden




OSMANLI VİLAYET SALNAMELERİNDE BANDIRMA VE OSMANLI ARŞİV BELGELERİNDE BANDIRMA’YA YAPILAN GÖÇLER
                   

       Durmuş BAVLI*

ÖZET;


Bandırma tarihte birçok medeniyete ev sahipliği yapmış bir şehirdir. Türkler Anadolu’ya ve Bandırma çevresine sahip olmadan önceki yıllarda bu bölgede Frigler, Mysialılar, Persler ve Büyük İskender hüküm sürmüştür. Daha sonraki yıllar da bölge Doğu Roma İmparatorluğu’nun etkisi altında kalmıştır. Türklerin Anadolu’ya göçü ile birlikte bu bölgede zamanla fethedilmiştir. Bandırma 13. Yüzyılda Karesioğulları beyliğinin hâkimiyeti altına girmiş ve yine bu yüzyılın ortalarında Orhan Bey döneminde Osmanlı yönetimine geçmiştir.  Bandırma Osmanlı’nın son dönemine kadar köy, nahiye, kasaba statüsünde yer almıştır. Fakat İmparatorluğun son devrelerinde yaşanan yıkıcı savaşlar sonucunda Anadolu’ya yoğun göçler yaşanmıştır. Bu göç merkezlerinden biri de Hüdavendigar Vilayeti sınırları içerisinde yer alan Bandırma’dır. Bu göçler ile birlikte Bandırma sadece nüfus olarak değil ekonomi, ticaret yönünden de büyümüştür. Biz de bu çalışmamızda Hüdavendigar sınırları içerisinde yer alan Bandırma’nın Vilayet salnamelerinde verilen nüfusu, yönetici kadrosu gibi belgelere ulaşmaya çalışacağız. Aynı zamanda arşiv belgeleri üzerinden bölgeye yapılan göçleri incelemeye çalışacağız.


Anahtar Kelimeler; Bandırma, göç, tarih, salname

*Karabük Üniversitesi




21 Şubat 2019 Perşembe

İsmail Hakkı Uzunçarşılı'nın yazdığı Karesi Vilayeti Tarihçesi'nin Abdullah Yılmazca sadeleştirilmiş bölümlerini yayınlıyoruz.



                KARESİ VİLAYETİ TARİHÇESİ

İstanbul-1343(1925)Hakkı İsmail,Hüsnü Tabiat Mat. 143sayfa
Muharriri; Karesi fahri hemşerisi ve Maarif müdürü İsmail Hakkı.
İlk tabı: birinci bin: 1343(1925)Hüsnü Tabiat Matbaası İstanbul 1341

KARESİNİN ARAŞTIRMACI GENÇLERİNE
                Memleketinizde bulunduğum iki buçuk sene zarfında size bu tarihçe ile dört eser yazdım; bu eserler; Karesinin  mühim irfan müessesesiyle bilinen ve kişiler tarihine ait bilinmesi lazım olan malumatı vererek bir dereceye kadar ihtiyacınızı tatmin eder, fakat asla kâfi değildir ve noksandır.
                Karesi tarihçesini de diğer eserlerim gibi pek sevdiğim resmi vazifem arasında, istirahat zamanlarında topladım. Eser, daha büyük ve çok daha mükemmel olurdu. Bunun için İstanbul kütüphanelerinde araştırmada bulunmak ve bize dair Avrupa’da basılmış tarihlerden istifade etmek lazım gelirdi, daha kısası çok uzun süren çalışmaya ihtiyaç var fakat vazifem tabi ki buna engeldi. Ben eserde gösterdiğim alıntılardan faydalanarak size bir temel hazırlamış oluyorum. Ciddi araştırma yapmak ve incelemede bulunmak size aittir.
                Bu naçiz eserimi; bize Darü’l-Fünun sıralarında Güzel Sanatlar Tarihi hakkında araştırmayı tavsiye eden ve bana gerekli yardımda bulunan muhterem üstadım Maarif Vekili Hamdullah Suphi beyefendiye ithaf ile bir dereceye kadar şükran borcumu ödüyorum.
         22Mayıs1925 İsmail Hakkı.

 MİZYA TARİHİNE AİT MALUMATI TOPLARKEN MÜRACAAT ETTİĞİM ESERLER
              
  Küçük Asya=Şarl Teksiye’nin (Charles Texier)in tercüme edilen nüshası, Küçük Asya=Loba’nın, Bursa Salnamesi=324 senesi, Hammer Tarihi=Mütercim nüshası Ata beyin, Kamus’ul A’lam=Şemsettin Sami Bey, Larousse Ansiklopedi, Tarih-i Kadim Atlasları, Tarih-i Umumi=Ahmet Refik Bey, Coğrafya-yı Kadim Lügatı=Sina Beyan Efendi, Çanakkale Boğazı=Ali Rıza Seyfi Bey, Jeografi Üniversal=Malt Braun, Türk Asyası=Vital Kinet, Küçük Asya=George Parrot, İlyada=Fransızca tercümesinden.

TÜRKLER TARİHİ BÖLÜMÜNÜ YAZARKEN FAYDALANDIĞIM ESERLER
               
İbn Batuta=Şerif Paşanın tercüme ettiği kısımdan, Türklerin Tarih-i Umumisi= Dökini Cahit Bey tercümesinden, Mesalik ül-Ebsar, Cami üd-Düvel, Encümenin Osmanlı Tarihi, HammerTarihi, Esfar-ı Bahriye-yi Osmaniye, Aşıkpaşazade Tarihi, Neşri Tarihi, Cenabi Tarihi, Heşt Beheşt, Tac’ut-Tevarih, Hayrullah Efendi Tarihi, Tarih Encümeni Mecmuaları, Kamus ul-Alam, Meşahir-i İslam, Gülşen-i Maarif, Keyfiyet-i Zuhur-u Ali Osman, Mahkeme-i Şer’iyye Sicilleri


6 Şubat 2019 Çarşamba

BANDIRMA ON YEDİ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ ULUSLAR ARASI BANDIRMA VE ÇEVRESİ SEMPOZYUMU SEMPOZYUM PROGRAMI VE BİLDİRİ ÖZETLERİ 17-18-19 Eylül 2018 tarihli yayınlanmış sempozyum özetlerinden



YAMAN KORAY’IN ROMANLARINDA ERDEK VE ÇEVRESİ
               
                    
                                                                                          Tevfik SÜTÇÜ*

ÖZET
Yaman Koray, Türk Edebiyatında başta roman türü olmak üzere yayınladığı bütün eserlerde Türkçeyi güzel kullanan, hayatında ve eserlerinde denize tutkusu ile dikkat çeken; ancak çok okunmasına rağmen ne yazık ki eserleri üzerinde hak ettiği kadar durulmamış olan yakın dönem yazarlarımızdandır.
Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatının tanınmış ve üretken romancılarından Mebrure Alevok’un oğlu olan Koray, Saint-Joseph Fransız Lisesi’ni birincilikle bitirmiş;1954 sonrasında babası ile annesinin ayrılmaları üzerine Erdek’e yerleşmiş ve Alevok Motel’i kurarak işleten annesi ile birlikte 1989 yılına kadar Erdek’te yaşamıştır.
Türkçenin ve Türk edebiyatının zenginleşmesinde büyük katkısı olan Koray’ın1954 sonrasındaki30 yıldan fazla süren Erdek hayatının etkisinde, Erdek, Hayırsız Adası, Ekinlik Adası, Fener Adası, Kapıdağ, Marmara Adası ve bölgenin gözlemlerine dayanarak yazılmış olan eserleri “Deniz Ağacı”(1962) “Gelin Taşı”(1963), “Sığırcıklar”(1967), “Mola”(1970)adını taşıyan romanlarıdır. Erdek ve Kapıdağ ile Marmara Adası köylülerini, balıkçılarını konu olarak işleyen bu romanların dışında; yazarın “Badanalı Yüzler”(1983)”Ne Cennet Şey Şu Deniz”(2005), “Kuyudaki Adam”(2005), “Bir Ömür Yetmez”(2006) isimli kitapları ise doğrudan doğruya Erdek ile ilgili olmasa da, Erdek ve çevresinde öğrendiklerine, yaşadıklarına ve gözlediklerine göndermelerde bulunan eserlerindendir.
Türkiye’nin en eski dalgıçlarından biri olan Koray’ın özellikle “Deniz Ağacı” ve “Gelin Taşı” romanları, Erdek ve Kapıdağ yarımadası ile Marmara köyleri çevresindeki balıkçıların, denizcilerin ve bu çevrede yaşayan insanların zorlu hayat koşullarını göstermek bakımından önemlidir. Bu romanlar, yazıldıkları dönemin zorlu hayat koşullarına, bölgenin tarihi yerlerine, maddi kültür varlıklarına, tabiatına, denizine ve balıkçılığına ayna tutarken, yazıldıkları dönemde yaşayan bölge insanının birbirleri ile olan sosyal ilişkilerini, yaşanan fiziksel ve maddi zorlukları, sosyal hayatı ve bu hayata yansıyan siyasi atmosferi ortaya koyması bakımından da değerlidir.
Yaman Koray’ın dalgıçlık ve denizcilik konusundaki geniş bilgisi, yazar olarak çok iyi bir gözlemci oluşu, bölgeyi ve bu bölge insanını gerçekçi bir gözle tanımamıza fırsat verirken, yazarın bu romanları sayesinde, bölgenin ziraatını, endemik bitki örtüsünü, balıklarını, balıkçılığını, Erdek bölgesinde turizm alanında meydana gelen değişme ve gelişmeleri izlememiz de mümkün olmaktadır.
Bu araştırmamızda Koray’ın bütün eserlerini analiz ederek, öncelikle “Deniz Ağacı” “Gelin Taşı””Sığırcıklar” ve “Mola” romanlarında Erdek ve Kapıdağ çevresi coğrafyasının, tabiatının, denizinin; eserlerin yazıldığı dönemdeki sosyal ve siyasi hayatın ne biçimde yaşandığını incelerken, yazarın diğer eserlerinde Erdek çevresine ve insanına nasıl göndermelerde bulunduğunu da dikkatlere sunacağız.


Anahtar Kelimeler; Cumhuriyet Dönemi Türk Romanı, Yaman Koray, Erdek, Kapıdağ, Deniz ve Balıkçılık.

*  Tekirdağ Namık Kemal Üniv. Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü



8 Ocak 2019 Salı

BANDIRMA ON YEDİ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ ULUSLAR ARASI BANDIRMA VE ÇEVRESİ SEMPOZYUMU SEMPOZYUM PROGRAMI VE BİLDİRİ ÖZETLERİ 17-18-19 Eylül 2018 tarihli yayınlanmış sempozyum özetlerinden


SALİM NİZAM’IN HİKÂYELERİNDE GÖNEN VE ÇEVRESİ
                                                                                              *Bayram YILDIZ

ÖZET
“Ben Gönen’de doğdum.” Cümlesi, Gönen denilince veya yazarının yani Ömer Seyfettin’in adı geçince ilk akla gelen cümledir. Kaplıcası, Dağ Ilıcası, Oya Pazarı gibi tanınmış başka özellikleri olmasına rağmen Gönen’in tanınmasında bunlardan hiçbiri Ömer Seyfettin’in And hikâyesinin bu ilk cümlesi kadar etkili ve sürekli olmamıştır. Bu durum yazar ve şairlerin yaşadıkları veya yaşamlarının bir dönemini geçirdikleri kentlerle ilişkilerinin köklü, çok boyutlu ve karmaşık olduğunu göstermektedir.
Salim Nizam, 1970 yılında Gönen’de doğmuş; ilk ve orta öğrenimini Gönen’de, yükse öğrenimini ise İzmir’de tamamlamış; öğretmenlik mesleğini Ardahan ve Bartın’ın ardından halen Gönen’de sürdürmekte olan; şiir, hikâye, roman gibi farklı edebi türlerde eserler veren bir yazardır. Edebiyat eleştirmenlerinin hemfikir olduğu konulardan biri, yazarların ilk eserlerine genelde hayatlarının, özellikle de çocukluk dönemlerinin kaynaklık ettiğidir. Bu tespit Salim Nizam’ın yazmış olduğu eserler için de geçerlidir. Salim Nizam’ın özellikle düz yazı eserlerinin çocukluk ile meslek hayatından ve yaşadığı bölgelerden izler taşıdığı görülmektedir.
Salim Nizam’ın şu ana kadar yayımlanmış altı kitabından ikisi –Portakal Kabukları ve Saçlarıma Kına Yak Baba- hikâyelerini topladığı eserleridir. Bu kitaplardaki hikâyelerden bazıları ortakken Köy Saatçisi gibi bu kitaplarda yer almayan hikâyeleri de vardır.  Köy Saatçisi, Köyün Mezar Kazıcısı, Fahri Dilmaç Yoğun Bakım Ünitesi, Gülcemal Hüzün Taşır, Garip isimli hikâyeler başta olmak üzere on yedi hikâyeye Gönen ve çevresi, konu, insan unsuru ve mekân olarak kaynaklık eder. Bu hikâyelerin Gönen merkezden ziyade Aladağ’ın eteklerindeki Sarıköy Ovası’ndaki köylerde geçtiğini, köylülerin yaşam koşullarının, üretim ilişkilerinin ve özellikle mübadele öncesi dönemdeki etnik ve inanç çeşitliliğinden kaynaklanan yaşam biçimlerinin konu edildiğini; yaşam biçimindeki çeşitliliğe paralel olarak farklı insan tiplerinin ve toplumda farklı bir yer edinen ayrıksı kişilerin yer aldığını; coğrafi zenginlikle birlikte cami ve kilisenin aynı hikâyede yer bulabildiğini; hikâyelerin geçtiği zamanlarda henüz modernleşmenin yeterince ulaşmadığı küçük yerleşim yerlerinde çok farklı inançların işlendiğini söylemek mümkündür. Bu çalışmada Salim Nizam’ın Gönen ve çevresini işlediği hikâyeleri, konu, insan unsuru, coğrafi, tarihi ve kültürel unsurlar açısından ayrıntılı şekilde incelenecektir.

Anahtar Kelimeler; Gönen ve çevresi; hikâye; insan unsuru; coğrafi, tarihi ve kültürel unsurlar.
*Balıkesir Üniversitesi, BAUN Necatibey Eğitim Fakültesi Türkçe ve Sosyal Bilimler Eğitimi Bölümü

11 Aralık 2018 Salı

BANDIRMA ON YEDİ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ ULUSLAR ARASI BANDIRMA VE ÇEVRESİ SEMPOZYUMU SEMPOZYUM PROGRAMI VE BİLDİRİ ÖZETLERİ 17-18-19 Eylül 2018 tarihli yayınlanmış sempozyum özetlerinden


Bandırmalızade Haşim Baba Divan’ında İç Kafiyeli (Musammat) Şiirler

                                                           *Dr. Öğr. Üyesi İsmail AVCI

ÖZET
Bandırmalızade Haşim Baba 18. Asır müelliflerinden biridir. 1718 yılında Üsküdar’da dünyaya gelen Haşim Baba’nın asıl adı Mustafa Haşim’dir. Dedesi Hamid Efendi, babası Yusuf Nizameddin Efendi’dir. Haşim Baba dedesi tarafından tesis edilen Üsküdar’daki Bandırmalızade Dergâhı’nın babası Yusuf Nizameddin Efendi’den sonraki postnişinidir. Celveti adap ve erkânına göre yetişen Haşim Baba daha sonra Bektaşiliğe meyletmiş ve Mısır’a giderek orada Kaygusuz Abdal Bektaşi Tekkesi şeyhi Hasan Baba’ya intisap etmiştir. Ayrıca Hacıbektaş’taki Bektaşi Asitanesi’nde dört yıl kalmış ve Dimetokalı Seyyid Kara Ali Baba zamanında bir dönem dedebabalık yapmıştır. Ancak Bektaşilerin bir kısmı onun şeyhliğini kabul etmemiştir. Haşim Baba, Divan’ında soyunun Hz. Aliye dayandığını ifade etmektedir. Şair 1783-3 yılında vefat etmiştir. Haşim Baba’nın Divan, Varidat, Anka-yı Maşrık ve Devriyye-i Ferşiyye olmak üzere dört eseri vardır. Bu çalışmada şairin Divan’ında yer alan iç kafiyeli (musammat) şiirler konu edilmiştir. Haşim Baba’nın eserinde aruzun iki eşit parçaya bölünebilen kalıplarıyla yazılan ve ahenk bakımından oldukça güçlü olan bu tür şiirlerden 20 adet tespit edilmiştir. Çalışmada iç kafiyeli şiir ve bu konudaki meşhur örneklerden söz edildikten sonra Haşim Baba’nın Divan’ında yer alan bu vasıftaki şiirler incelenecek, bunların ahenge katkısı tespit edilmeye çalışılacaktır.
Anahtar Kelimeler; Bandırmalızade Haşim Baba, Divan, iç kafiye

*Balıkesir Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü

13 Kasım 2018 Salı

BANDIRMA ON YEDİ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ ULUSLAR ARASI BANDIRMA VE ÇEVRESİ SEMPOZYUMU SEMPOZYUM PROGRAMI VE BİLDİRİ ÖZETLERİ 17-18-19 Eylül 2018 tarihli yayınlanmış sempozyum özetlerinden



ÖMER SEYFETTİN’İN “KURBAĞA DUASI” HİKÂYESİNDE METİNLER ARASILIK

                                                                                     Doç. Dr. Osman ÜNLÜ*


ÖZET

            Gönen’in yetiştirdiği önemli kişiliklerden biri olan Ömer Seyfettin, modern hikâyeciliğin ilk ve en önemli temsilcilerindendir. Ömer Seyfettin’in bazı hikâyelerinde zaman zaman klasik kaynaklardan faydalandığı uzun zamandır bilinmektedir. Ömer Seyfettin, özellikle Yeni Mecmua’da “Eski Kahramanlar” serisi içinde yer alan tarihi ve epik hikâyelerinin konularını Naima ve Peçevi tarihlerinden çıkarmıştır. Bu tür hikâyelerin üzerinde çok durulan bir örneği olan Başını Vermeyen Şehit’te Ömer Seyfettin, büyük ölçüde Peçevi Tarihi’nden yararlanmıştır. Ömer Seyfettin, Peçevi Tarihi’nde bir arasöz olarak yer alan manzum bir destanın bütün unsurlarını almış, fakat onları çağdaş hikâye metotlarına göre işlemiş ve kendinden pek çok şey katmıştır. Ömer Seyfettin, hikâyenin başına Peçevi Tarihi’nden alıp yerleştirdiği epigrafla da hikâyesinin kaynağını bu eserden aldığını ifade etmek istemektedir. Bu türden bir kaynak kullanımı da “Tos” hikâyesinde bulunmaktadır. Nev’i-zade Atayi’nin Hamse’sindeki Nefhatü’l ezhar mesnevisinde yer alan bir hikâye ile “Tos” arasındaki şaşırtıcı benzerlik daha önceki araştırmalarda ortaya konulmuştur.
            Bu çalışmada Ömer Seyfettin’in başka bir hikâyesi olan “Kurbağa Duası”nda klasik hikâyenin izleri sürülecektir. Bu konuda başvuracağımız klasik kaynak, Gedizli Azmi (öl. 1016/1607) tarafından kaleme alınan Kitab-ı Hiyel olacaktır. Kaynaklarda yanlış olarak Menakıb-ı Hamsin ve Kitab-ı Kümük adlarıyla geçen bu eser bu şekliyle ilk defa burada ele alınacaktır. Hileler Kitabı, iki ana bölüm ve bu bölümler içinde alt bölümlere ayrılmış bir eserdir. İlk bölümde yazar, hükümdar ve âlimlerin başlarından geçen ve hile ilgili hikâyelere yer vermiştir. İkinci bölümde ise dört alt kısım bulunmaktadır. Burada, kurnaz insanlar, arifler, hayvanlar ve kadınların yer aldığı ve konusu hile olan hikâyelere yer verilmiştir. Bu eserdeki hikâyelerden birindeki bir hile, aynı şekilde Ömer Seyfettin’in “Kurbağa Duası” hikâyesinde de kullanılmıştır. Mekân, kişiler ve olay arasında farklılıklar olmasına karşın olay örgüsünün iskeleti her iki hikâyede de ortaktır.
            Bildiride bu hikâyeler hakkında bilgi verildikten sonra metinler mukayese edilecek, benzer ve farklı yönler ortaya konulacaktır. Ayrıca her iki hikâyede de dönemin sosyal ilişkilerini irdeleyen ve eleştiren yönlerinin bulunması da kayda değer hususlardandır.


Anahtar Kelimeler; Ömer Seyfettin, Kurbağa Duası, Gedizli Azmi, Kitab- Hiyel, metinler arasılık


*Manisa Celal Bayar Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi ve Sanatları Bölümü