6 Ağustos 2021 Cuma

Osmanlı Tarihi Ve Tarihin Paradigmik İlkeleri -IX-

 

 

Tarihin paradigmik ilkelerini ele aldığım dizinin bu bölümü ile gelecek aydakinde, stigmerji (stigmergy) kavramının tanıtımını yaptıktan ve önemini belirttikten sonra tarih ile olan ilişkisini ortaya koymaya çalışacağım.

Esas olarak enformatikte bilişimin (enformasyonun) kendiliğinden entegrasyonu ile ilgili algoritmaların oluşturulması sırasında bilginin toplulaştırılarak entegre olması olgusunu sağlamak ve bu işlemi tanımlamak için yakın zamanlarda kullanımı çok revaçta olan bir kavram, bir model (taslam) ve de bir yöntem olmakla birlikte stigmerjinin kökeni biyolojiye ve oldukça eskilere dayanmaktadır.

Stigmerjievrim kuramının iki görüngesi olan Darwinyanizm vLamarckizm’den kendine ikincisini şiar edinmiş, toplam 52 cilt tutan zooloji kitapları ile ün yapmış Fransız zoolog Pierre-Paul Grasse’ın (1895-1985) termitoloji kapsamında yaptığı çalışmalar sırasında 1959 yılında türettiği bir terimdir. Bu bağlamdaki anlamı ile stigmerjisosyal hayvanlar olarak karıncaların genetiğine işlenmiş olan topluluk çaplı işbirliğinin dolaylı koordinasyonu (eşgüdümü) davranışını tanımlar.

Böylece stigmerjiajan (karınca) ve aksiyon’un (etken ve eylem veya amil ve fiil diye de belirtilebilir), yani yuva yapmanın, dolaylı yolla koordine edilmesi şeklinde kendiliğinden ortaya çıkan bu durumu ifade eden kavramdır. Ayrıca bu kapsamda, bir öz-organizasyon biçimi mahiyetiyle, «belirim”e (emergence) ve «sürü zekası” (swarm intelligence) paradoksuna açıklık getirmeye yarayan bir olgu olarak da son derece yüksek bir öneme sahiptir.

Stigmerji terimi, 38 ciltlik «Zoolojinin Ele Alınışı” adlı dev zooloji dersi serisinde entomolojinin (böcekbiliminin) termitoloji (karıncabilim) dalını işlediği üç ciltlik bölümünde Pierre-Paul Grasse tarafından, anlaşılırlığı artırmak için benim yaptığım bazı ekleme ve değişikler ile şöylece tanımlanmaktadır:

«Stigmerji, termit yuvasının yapımında her bir karıncanın fiilen yaptığı ile en yakın çalışan komşusunu ve kendisini, bütün yapıyı tamı tamamına çevreye uyumlu bir şekilde oluşturmak üzere yönlendirmesi ile kendini gösteren içgüdüsel bir olgudur (**).

Bilindiği gibi, özellikle Afrika termitlerinin (karıncalarının) yuva yapım mimarisi sıcak çevreye uyum sağlamak için yer altına yönelmek yerine yer üstüne metrelerce yükselme biçimindedir. Sadece barınak olmanın ötesinde, bu yolla oluşan serinletici bir havalandırmayla çok sıcak olan çevreye uyum sağlanan bu mimari oluşuma, yani, fazladan olarak ortaya çıkan bu ekstra duruma, sinerji, ortaya çıkan fiili yapısal biçime ise belirim (emergence) denilmektedir.

Anlatılan sinerjik durum ile biçimsel belirime yol açan bu sosyal davranışın özündeki neden olan stigmerji, pek çok diğer bilimsel ve teknolojik alanın yanı sıra «Occupy Movement” gibi yeni sosyal hareketler bağlamında da kullanım bulmuş biyomimikrik bir modeldir (***).

Bu bakımdan konuyu, sosyal ve beşeri bilimler açısından tarih yapıcı bir süreç bağlamında irdelemek 21. Yüzyılda ortaya çıkabilecek küresel gelişmeleri önceden öngörebilme çabası için bir gereklilik olarak karşımızda çıkmaktadır.

Bu yöndeki irdelemeleri de, kendiliğinden ortaya çıkıp sosyal hareketleri tetikleyen insan-insan ilişkileri bağlamında, ancak, şimdiye dek yapıldığı gibi tepeden inerek değil de, tabandan, yani yerelden başlayarak yapmak gerekir. Bu kapsamda ortaya çıkan işbirliği nişini ise, bırakılan bir iz veya soyut bir işaret vasıtası ile kendiliğinden dolaylı olarak koordine olan bir durum mahiyetindeki sosyal stigmerjik sistem olarak ele almak gerekir.

Mustafa ÖZCAN

30 Temmuz 2021 Cuma

VEFAT VE BAŞSAĞLIĞI.

 

Bandırma Kültür Platformu kurucu üyesi Op. Dr. Abdurahman Candemir beyin vefat ettiğini öğrenmiş bulunuyoruz.

Cenazesi 30 Temmuz Cuma günü öğlen namazına müteakip Bandırma Haydar Çavuş Camiinden kaldırılacaktır.

Allah’tan rahmet sevenlerine sabır diliyoruz.

9 Temmuz 2021 Cuma

Osmanlı Tarihi Ve Tarihin Paradigmik İlkeleri -VIII- (*)

 

Tarihin özü ve tarih felsefesinin kökü olarak paradigmik ilkelerin arayışı konusunda yaptığım inceleme ve irdelemelerde geldiğim bu noktada konu şimdi sosyo-psişik bir boyut kazanma durumunda bulunmaktadır. Bu bakımdan, sosyal hareketlerin oluşum ve gelişme sürecini kısaca görmüş olduğumuz yukarıdaki aşamadan sonra artık irdeleme sürecinin olmazsa olmazı bir aşama olan kolektif kimlik ve toplumsal örgütleniş biçimleri konusundan da kısaca söz ederek olgunun çatışma (odağı) kaynağı ile birlikte bu üç ana öğesine değinmiş olma işini tamamlamak istiyorum.

Bu kapsamda başvurulacak makul bir anlıksal (entelektüel) algoritma olarak, C. G. Jung’un derlemsel (kollektif) bilinçaltı kavramından yola çıkarak M. Halbwachs’ın kollektif belleğineoradan da ortak akıl (sosyal, sağduyusal, meta üst us) ve derlemsel kimliğe ulaşan zihinsel iz sürme işini öneriyorum. Son derece doğru diyalektik bir akışı temsil etmekte olduğu bilinç akışı ile konuyu ele alarak irdeliyorum.

Yaptığım irdelemelerin sonuçlarına göre, uygarlıklardevletler, gelenek ve görenekler gibi bütünsel kültürsellikler v.b. şekillerde ortaya çıkmış olan toplumsal veya kültürel kurumlar mahiyetindeki yapılara karşılık gelen temsilci kollektif kimlik tiplerini hiyerarşik olarak şu şekilde saymak olanaklıdır:

Toplum Durumu Kollektif Kimlik

Uygarlıklar Dinsel Kimlik

Devletler Ulusal Kimlik

Etnisite Etnik Kimlik

Ekonomiler Mesleki Kimlik

Hümaniteler Entelektüel Kimlik

Ayrıca, sosyal hareket’in zaman içinde enformelden formele doğru evirilerek ilerleyişi incelendiğinde örgütleniş yapıları olarak beliren aşamalarının şöyle bir yetkinlik sıralanışı içinde olduğu görülür:

1) Çekirdek oluşumlar (nişler),

2) Uzlaşı grupları,

3) İlgi grupları,

4) Çıkar grupları (lobiler),

5) Tüzel kişilikli örgütlenmeler (siyasi partiler, sivil toplum girişimleri, odalar, birlikler vb).

Anlaşılacağı üzere, çekirdek oluşum ile başlayan bir sosyal hareket süreci ilerleyen yetkinleşmenin son aşamasında tüzel kişilikli bir kurumsallaşma durumuna erişmektedir.

Öte yandan, tarihin oluşum sürecinde tarih yapıcı sosyal hareketlerin etkililiğini soruşturmak son derece öğretici bir uğraş olduğunu yeniden belitmeye gerek yoktur. Konu harekete katılanların sayısıörgütün formellik durumukatılımcı sayısına göre etkinlik durumu gibi hususlar bakımından ele alındığında çatışma grupları olarak çekirdek oluşumların kısa zaman içinde her bir katılana göre yüksek bir etkililik düzeyi göstermekte olduğu görülür. Buna karşın çekirdek oluşumlar yaşam sürelerinin kısalığı nedeni ile kolayca yok oluş şeklinde bir olumsuzluğa sahiptirler. Nitekim bu açmazdan çıkma, tarihin diyalektik sürecinde çelişkilerin neden olduğu olayları başlatan durumlar olarak benzer çatışma odağı sayısının (niceliğinin) belirli bir büyüklüğe erişmesi ile ortaya çıkan ağlaşma şeklindeki nitel dönüşüm sonucunda oluşan tümleşme ile mümkün olabilmektedir.

Bu gelişmeyi terminolojik olarak etolojide «sürü zekası” (İng.: swarm intelligence) davranışını açıklamakta kullanılan Pierre-Paul Grassé’nin stigmerji ( İng: stigmergy) kavramı bağlamında ele almak, bize yukarıda verilene benzer sosyal durumları doğru yerden bakarak açıklama olanağı sağlayan bir bakış açısı kazandırmış olacaktır.

_____________

(*) Devamı gelecek ayki yazıda.

 

Mustafa ÖZCAN

21 Haziran 2021 Pazartesi

Osmanlı Tarihi Ve Tarihin Paradigmik İlkeleri -VII- (*)

 

 

Sosyal hareketlerin etmenlerini, doğal olanların yanı sıra onlardan etkilenip tarihi yapan ikincil nitelikteki toplumsal etmenler diye iki dikotomik ulamda toplayarak tanımlamak yerinde bir yaklaşım olacaktır. Bu doğrultuda, dini metinlerde mahşerin dört atlısı metaforu (kıtlığı doruatlı, salgını yağızatlısavaşı alatlı ve kargaşayı kıratlı simgeler) ile kendisinden söz edilen tarih yapan dört etmenden kıtlık ve salgın şeklinde ortaya çıkan ilk ikisi doğal etmenler ulamı oluşturur. Kargaşa ve insani bir özyıkım olan savaş ise yapıntısal karakterde olduğundan genelde doğal olan etmenlerin ardından tarih sahnesine gelen ikincil ulam toplumsal ile özdeştir diyebiliriz.

Bu kapsamda ele alındığında, değişik çatışma şekillerinden kaynaklanan kargaşa (kaos) tarihte daima sosyal hareketlerin tetikleyicisi olarak işlev görmüştür. Ancak ayni zamanda da bunun, güç istenci odaklarınca devlet-toplum eksenindeki derin ilişkileri yönlendirmekte örtülü olarak kullanılan siyasi bir araç olduğunu unutmaka gerekir. Bu nedenle günümüz tarih anlayışına göre, manipülasyondan uzak olması kaydıyla, tarihin gerçek başlatıcısı çekirdek öğeler olan sosyal hareketlerin karakteristik yapısının ne olduğunun ortaya konulması paradigmik ilkelerinin anlaşılabilmesi için kaçınılmaz bir gerekliliktir. Bu bakış açısıdan sosyal hareketler, tarihin gerçek omurgası niteliğiyle tarihi inşa eden etmenlerdir. Ancak, mahşerin dört atlısı mecazında da çıkarılacağı gibi, her tarihsel dönem belirli bir coğrafyada kendi sosyal hareket tipini yaratır.

Bu bakımdan, özellikle tarihöncesinde ve ilkçağlarda kıtlık(açlık) ve salgın (veba) şeklindeki doğal olaylar sosyal hareketlerin en olası nedenlerinin başında gelmiştir. Bugünse, doğal etmenlerin sosyal hareketleri başlatma yönündeki etkililiği, insani kültürün artık doğal olana üstün gelebilmesi nedeni ile yapıntısal ortam şeklinde günlük yaşamın neredeyse tamamına egemen olmuştur. Hatta kendiliğinden olmayıp manipülatif olanların şimdilerde esas olarak tarihi belirleyici konumda olduğunu söylemek bile yanlış değildir. Konu bu kapsam ile uzun dönemli makro tarih içinde ele alındığında, ilkçağlardakinin tersine bugün doğal olayları dahi tetikleyen yapıntısallıkların artık zihinlerde de varlıklarını kabul ettirip tarih yapan etmenler olarak entelektüel gündeme yerleştiğini görmek olanaklıdır

Nitekim bu minvalde, insan eli ile ortaya çıkmış olduğu artık su götürmez bir gerçek olan doğal-çevresel kirlenme ve iklimsel bozunmaya karşı sürdürülen toplumsal mücadele, şekil itibariyle evrensel nitelikteki bir sosyal hareket olarak halen küresel siyasi gündemin birinci sırasındadır. Bu kapsam ile günümüzün en önemli sosyal hareketi olan çevrecilik, 1970’lerde başlayıp geçen yüzyılın son çeyreğinde uluslar arası kamuoyunda yerleşik hale geldikten sonra 21. Yüzyıl’ın başından itibaren de küresel siyasi gündeme giderilmesi gereken ana evrensel sorun olarak girmiştir.

Böylece belirlenen bu görüngeden bakıldığında görünen genel bir sonuç olarak ifade etmek gerekirse, insan eliyle doğal çevrenin bozunmasının en ağır biçimi olan iklimsel ısınmanın, 21. Yüzyıl kültürel ve siyasal arenasındaki tarih yapıcı sosyal hareketlerin esas tetikleyicisi mahiyeti ile ortaya çıkacak olan ana çatışma kaynağı olacağı kesindir.

 

_(*) Gelecek yazıda konuya devam edilecektir.

Mustafa Özcan