21 Şubat 2019 Perşembe

İsmail Hakkı Uzunçarşılı'nın yazdığı Karesi Vilayeti Tarihçesi'nin Abdullah Yılmazca sadeleştirilmiş bölümlerini yayınlıyoruz.



                KARESİ VİLAYETİ TARİHÇESİ

İstanbul-1343(1925)Hakkı İsmail,Hüsnü Tabiat Mat. 143sayfa
Muharriri; Karesi fahri hemşerisi ve Maarif müdürü İsmail Hakkı.
İlk tabı: birinci bin: 1343(1925)Hüsnü Tabiat Matbaası İstanbul 1341

KARESİNİN ARAŞTIRMACI GENÇLERİNE
                Memleketinizde bulunduğum iki buçuk sene zarfında size bu tarihçe ile dört eser yazdım; bu eserler; Karesinin  mühim irfan müessesesiyle bilinen ve kişiler tarihine ait bilinmesi lazım olan malumatı vererek bir dereceye kadar ihtiyacınızı tatmin eder, fakat asla kâfi değildir ve noksandır.
                Karesi tarihçesini de diğer eserlerim gibi pek sevdiğim resmi vazifem arasında, istirahat zamanlarında topladım. Eser, daha büyük ve çok daha mükemmel olurdu. Bunun için İstanbul kütüphanelerinde araştırmada bulunmak ve bize dair Avrupa’da basılmış tarihlerden istifade etmek lazım gelirdi, daha kısası çok uzun süren çalışmaya ihtiyaç var fakat vazifem tabi ki buna engeldi. Ben eserde gösterdiğim alıntılardan faydalanarak size bir temel hazırlamış oluyorum. Ciddi araştırma yapmak ve incelemede bulunmak size aittir.
                Bu naçiz eserimi; bize Darü’l-Fünun sıralarında Güzel Sanatlar Tarihi hakkında araştırmayı tavsiye eden ve bana gerekli yardımda bulunan muhterem üstadım Maarif Vekili Hamdullah Suphi beyefendiye ithaf ile bir dereceye kadar şükran borcumu ödüyorum.
         22Mayıs1925 İsmail Hakkı.

 MİZYA TARİHİNE AİT MALUMATI TOPLARKEN MÜRACAAT ETTİĞİM ESERLER
              
  Küçük Asya=Şarl Teksiye’nin (Charles Texier)in tercüme edilen nüshası, Küçük Asya=Loba’nın, Bursa Salnamesi=324 senesi, Hammer Tarihi=Mütercim nüshası Ata beyin, Kamus’ul A’lam=Şemsettin Sami Bey, Larousse Ansiklopedi, Tarih-i Kadim Atlasları, Tarih-i Umumi=Ahmet Refik Bey, Coğrafya-yı Kadim Lügatı=Sina Beyan Efendi, Çanakkale Boğazı=Ali Rıza Seyfi Bey, Jeografi Üniversal=Malt Braun, Türk Asyası=Vital Kinet, Küçük Asya=George Parrot, İlyada=Fransızca tercümesinden.

TÜRKLER TARİHİ BÖLÜMÜNÜ YAZARKEN FAYDALANDIĞIM ESERLER
               
İbn Batuta=Şerif Paşanın tercüme ettiği kısımdan, Türklerin Tarih-i Umumisi= Dökini Cahit Bey tercümesinden, Mesalik ül-Ebsar, Cami üd-Düvel, Encümenin Osmanlı Tarihi, HammerTarihi, Esfar-ı Bahriye-yi Osmaniye, Aşıkpaşazade Tarihi, Neşri Tarihi, Cenabi Tarihi, Heşt Beheşt, Tac’ut-Tevarih, Hayrullah Efendi Tarihi, Tarih Encümeni Mecmuaları, Kamus ul-Alam, Meşahir-i İslam, Gülşen-i Maarif, Keyfiyet-i Zuhur-u Ali Osman, Mahkeme-i Şer’iyye Sicilleri


6 Şubat 2019 Çarşamba

BANDIRMA ON YEDİ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ ULUSLAR ARASI BANDIRMA VE ÇEVRESİ SEMPOZYUMU SEMPOZYUM PROGRAMI VE BİLDİRİ ÖZETLERİ 17-18-19 Eylül 2018 tarihli yayınlanmış sempozyum özetlerinden



YAMAN KORAY’IN ROMANLARINDA ERDEK VE ÇEVRESİ
               
                    
                                                                                          Tevfik SÜTÇÜ*

ÖZET
Yaman Koray, Türk Edebiyatında başta roman türü olmak üzere yayınladığı bütün eserlerde Türkçeyi güzel kullanan, hayatında ve eserlerinde denize tutkusu ile dikkat çeken; ancak çok okunmasına rağmen ne yazık ki eserleri üzerinde hak ettiği kadar durulmamış olan yakın dönem yazarlarımızdandır.
Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatının tanınmış ve üretken romancılarından Mebrure Alevok’un oğlu olan Koray, Saint-Joseph Fransız Lisesi’ni birincilikle bitirmiş;1954 sonrasında babası ile annesinin ayrılmaları üzerine Erdek’e yerleşmiş ve Alevok Motel’i kurarak işleten annesi ile birlikte 1989 yılına kadar Erdek’te yaşamıştır.
Türkçenin ve Türk edebiyatının zenginleşmesinde büyük katkısı olan Koray’ın1954 sonrasındaki30 yıldan fazla süren Erdek hayatının etkisinde, Erdek, Hayırsız Adası, Ekinlik Adası, Fener Adası, Kapıdağ, Marmara Adası ve bölgenin gözlemlerine dayanarak yazılmış olan eserleri “Deniz Ağacı”(1962) “Gelin Taşı”(1963), “Sığırcıklar”(1967), “Mola”(1970)adını taşıyan romanlarıdır. Erdek ve Kapıdağ ile Marmara Adası köylülerini, balıkçılarını konu olarak işleyen bu romanların dışında; yazarın “Badanalı Yüzler”(1983)”Ne Cennet Şey Şu Deniz”(2005), “Kuyudaki Adam”(2005), “Bir Ömür Yetmez”(2006) isimli kitapları ise doğrudan doğruya Erdek ile ilgili olmasa da, Erdek ve çevresinde öğrendiklerine, yaşadıklarına ve gözlediklerine göndermelerde bulunan eserlerindendir.
Türkiye’nin en eski dalgıçlarından biri olan Koray’ın özellikle “Deniz Ağacı” ve “Gelin Taşı” romanları, Erdek ve Kapıdağ yarımadası ile Marmara köyleri çevresindeki balıkçıların, denizcilerin ve bu çevrede yaşayan insanların zorlu hayat koşullarını göstermek bakımından önemlidir. Bu romanlar, yazıldıkları dönemin zorlu hayat koşullarına, bölgenin tarihi yerlerine, maddi kültür varlıklarına, tabiatına, denizine ve balıkçılığına ayna tutarken, yazıldıkları dönemde yaşayan bölge insanının birbirleri ile olan sosyal ilişkilerini, yaşanan fiziksel ve maddi zorlukları, sosyal hayatı ve bu hayata yansıyan siyasi atmosferi ortaya koyması bakımından da değerlidir.
Yaman Koray’ın dalgıçlık ve denizcilik konusundaki geniş bilgisi, yazar olarak çok iyi bir gözlemci oluşu, bölgeyi ve bu bölge insanını gerçekçi bir gözle tanımamıza fırsat verirken, yazarın bu romanları sayesinde, bölgenin ziraatını, endemik bitki örtüsünü, balıklarını, balıkçılığını, Erdek bölgesinde turizm alanında meydana gelen değişme ve gelişmeleri izlememiz de mümkün olmaktadır.
Bu araştırmamızda Koray’ın bütün eserlerini analiz ederek, öncelikle “Deniz Ağacı” “Gelin Taşı””Sığırcıklar” ve “Mola” romanlarında Erdek ve Kapıdağ çevresi coğrafyasının, tabiatının, denizinin; eserlerin yazıldığı dönemdeki sosyal ve siyasi hayatın ne biçimde yaşandığını incelerken, yazarın diğer eserlerinde Erdek çevresine ve insanına nasıl göndermelerde bulunduğunu da dikkatlere sunacağız.


Anahtar Kelimeler; Cumhuriyet Dönemi Türk Romanı, Yaman Koray, Erdek, Kapıdağ, Deniz ve Balıkçılık.

*  Tekirdağ Namık Kemal Üniv. Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü



8 Ocak 2019 Salı

BANDIRMA ON YEDİ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ ULUSLAR ARASI BANDIRMA VE ÇEVRESİ SEMPOZYUMU SEMPOZYUM PROGRAMI VE BİLDİRİ ÖZETLERİ 17-18-19 Eylül 2018 tarihli yayınlanmış sempozyum özetlerinden


SALİM NİZAM’IN HİKÂYELERİNDE GÖNEN VE ÇEVRESİ
                                                                                              *Bayram YILDIZ

ÖZET
“Ben Gönen’de doğdum.” Cümlesi, Gönen denilince veya yazarının yani Ömer Seyfettin’in adı geçince ilk akla gelen cümledir. Kaplıcası, Dağ Ilıcası, Oya Pazarı gibi tanınmış başka özellikleri olmasına rağmen Gönen’in tanınmasında bunlardan hiçbiri Ömer Seyfettin’in And hikâyesinin bu ilk cümlesi kadar etkili ve sürekli olmamıştır. Bu durum yazar ve şairlerin yaşadıkları veya yaşamlarının bir dönemini geçirdikleri kentlerle ilişkilerinin köklü, çok boyutlu ve karmaşık olduğunu göstermektedir.
Salim Nizam, 1970 yılında Gönen’de doğmuş; ilk ve orta öğrenimini Gönen’de, yükse öğrenimini ise İzmir’de tamamlamış; öğretmenlik mesleğini Ardahan ve Bartın’ın ardından halen Gönen’de sürdürmekte olan; şiir, hikâye, roman gibi farklı edebi türlerde eserler veren bir yazardır. Edebiyat eleştirmenlerinin hemfikir olduğu konulardan biri, yazarların ilk eserlerine genelde hayatlarının, özellikle de çocukluk dönemlerinin kaynaklık ettiğidir. Bu tespit Salim Nizam’ın yazmış olduğu eserler için de geçerlidir. Salim Nizam’ın özellikle düz yazı eserlerinin çocukluk ile meslek hayatından ve yaşadığı bölgelerden izler taşıdığı görülmektedir.
Salim Nizam’ın şu ana kadar yayımlanmış altı kitabından ikisi –Portakal Kabukları ve Saçlarıma Kına Yak Baba- hikâyelerini topladığı eserleridir. Bu kitaplardaki hikâyelerden bazıları ortakken Köy Saatçisi gibi bu kitaplarda yer almayan hikâyeleri de vardır.  Köy Saatçisi, Köyün Mezar Kazıcısı, Fahri Dilmaç Yoğun Bakım Ünitesi, Gülcemal Hüzün Taşır, Garip isimli hikâyeler başta olmak üzere on yedi hikâyeye Gönen ve çevresi, konu, insan unsuru ve mekân olarak kaynaklık eder. Bu hikâyelerin Gönen merkezden ziyade Aladağ’ın eteklerindeki Sarıköy Ovası’ndaki köylerde geçtiğini, köylülerin yaşam koşullarının, üretim ilişkilerinin ve özellikle mübadele öncesi dönemdeki etnik ve inanç çeşitliliğinden kaynaklanan yaşam biçimlerinin konu edildiğini; yaşam biçimindeki çeşitliliğe paralel olarak farklı insan tiplerinin ve toplumda farklı bir yer edinen ayrıksı kişilerin yer aldığını; coğrafi zenginlikle birlikte cami ve kilisenin aynı hikâyede yer bulabildiğini; hikâyelerin geçtiği zamanlarda henüz modernleşmenin yeterince ulaşmadığı küçük yerleşim yerlerinde çok farklı inançların işlendiğini söylemek mümkündür. Bu çalışmada Salim Nizam’ın Gönen ve çevresini işlediği hikâyeleri, konu, insan unsuru, coğrafi, tarihi ve kültürel unsurlar açısından ayrıntılı şekilde incelenecektir.

Anahtar Kelimeler; Gönen ve çevresi; hikâye; insan unsuru; coğrafi, tarihi ve kültürel unsurlar.
*Balıkesir Üniversitesi, BAUN Necatibey Eğitim Fakültesi Türkçe ve Sosyal Bilimler Eğitimi Bölümü

11 Aralık 2018 Salı

BANDIRMA ON YEDİ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ ULUSLAR ARASI BANDIRMA VE ÇEVRESİ SEMPOZYUMU SEMPOZYUM PROGRAMI VE BİLDİRİ ÖZETLERİ 17-18-19 Eylül 2018 tarihli yayınlanmış sempozyum özetlerinden


Bandırmalızade Haşim Baba Divan’ında İç Kafiyeli (Musammat) Şiirler

                                                           *Dr. Öğr. Üyesi İsmail AVCI

ÖZET
Bandırmalızade Haşim Baba 18. Asır müelliflerinden biridir. 1718 yılında Üsküdar’da dünyaya gelen Haşim Baba’nın asıl adı Mustafa Haşim’dir. Dedesi Hamid Efendi, babası Yusuf Nizameddin Efendi’dir. Haşim Baba dedesi tarafından tesis edilen Üsküdar’daki Bandırmalızade Dergâhı’nın babası Yusuf Nizameddin Efendi’den sonraki postnişinidir. Celveti adap ve erkânına göre yetişen Haşim Baba daha sonra Bektaşiliğe meyletmiş ve Mısır’a giderek orada Kaygusuz Abdal Bektaşi Tekkesi şeyhi Hasan Baba’ya intisap etmiştir. Ayrıca Hacıbektaş’taki Bektaşi Asitanesi’nde dört yıl kalmış ve Dimetokalı Seyyid Kara Ali Baba zamanında bir dönem dedebabalık yapmıştır. Ancak Bektaşilerin bir kısmı onun şeyhliğini kabul etmemiştir. Haşim Baba, Divan’ında soyunun Hz. Aliye dayandığını ifade etmektedir. Şair 1783-3 yılında vefat etmiştir. Haşim Baba’nın Divan, Varidat, Anka-yı Maşrık ve Devriyye-i Ferşiyye olmak üzere dört eseri vardır. Bu çalışmada şairin Divan’ında yer alan iç kafiyeli (musammat) şiirler konu edilmiştir. Haşim Baba’nın eserinde aruzun iki eşit parçaya bölünebilen kalıplarıyla yazılan ve ahenk bakımından oldukça güçlü olan bu tür şiirlerden 20 adet tespit edilmiştir. Çalışmada iç kafiyeli şiir ve bu konudaki meşhur örneklerden söz edildikten sonra Haşim Baba’nın Divan’ında yer alan bu vasıftaki şiirler incelenecek, bunların ahenge katkısı tespit edilmeye çalışılacaktır.
Anahtar Kelimeler; Bandırmalızade Haşim Baba, Divan, iç kafiye

*Balıkesir Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü

13 Kasım 2018 Salı

BANDIRMA ON YEDİ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ ULUSLAR ARASI BANDIRMA VE ÇEVRESİ SEMPOZYUMU SEMPOZYUM PROGRAMI VE BİLDİRİ ÖZETLERİ 17-18-19 Eylül 2018 tarihli yayınlanmış sempozyum özetlerinden



ÖMER SEYFETTİN’İN “KURBAĞA DUASI” HİKÂYESİNDE METİNLER ARASILIK

                                                                                     Doç. Dr. Osman ÜNLÜ*


ÖZET

            Gönen’in yetiştirdiği önemli kişiliklerden biri olan Ömer Seyfettin, modern hikâyeciliğin ilk ve en önemli temsilcilerindendir. Ömer Seyfettin’in bazı hikâyelerinde zaman zaman klasik kaynaklardan faydalandığı uzun zamandır bilinmektedir. Ömer Seyfettin, özellikle Yeni Mecmua’da “Eski Kahramanlar” serisi içinde yer alan tarihi ve epik hikâyelerinin konularını Naima ve Peçevi tarihlerinden çıkarmıştır. Bu tür hikâyelerin üzerinde çok durulan bir örneği olan Başını Vermeyen Şehit’te Ömer Seyfettin, büyük ölçüde Peçevi Tarihi’nden yararlanmıştır. Ömer Seyfettin, Peçevi Tarihi’nde bir arasöz olarak yer alan manzum bir destanın bütün unsurlarını almış, fakat onları çağdaş hikâye metotlarına göre işlemiş ve kendinden pek çok şey katmıştır. Ömer Seyfettin, hikâyenin başına Peçevi Tarihi’nden alıp yerleştirdiği epigrafla da hikâyesinin kaynağını bu eserden aldığını ifade etmek istemektedir. Bu türden bir kaynak kullanımı da “Tos” hikâyesinde bulunmaktadır. Nev’i-zade Atayi’nin Hamse’sindeki Nefhatü’l ezhar mesnevisinde yer alan bir hikâye ile “Tos” arasındaki şaşırtıcı benzerlik daha önceki araştırmalarda ortaya konulmuştur.
            Bu çalışmada Ömer Seyfettin’in başka bir hikâyesi olan “Kurbağa Duası”nda klasik hikâyenin izleri sürülecektir. Bu konuda başvuracağımız klasik kaynak, Gedizli Azmi (öl. 1016/1607) tarafından kaleme alınan Kitab-ı Hiyel olacaktır. Kaynaklarda yanlış olarak Menakıb-ı Hamsin ve Kitab-ı Kümük adlarıyla geçen bu eser bu şekliyle ilk defa burada ele alınacaktır. Hileler Kitabı, iki ana bölüm ve bu bölümler içinde alt bölümlere ayrılmış bir eserdir. İlk bölümde yazar, hükümdar ve âlimlerin başlarından geçen ve hile ilgili hikâyelere yer vermiştir. İkinci bölümde ise dört alt kısım bulunmaktadır. Burada, kurnaz insanlar, arifler, hayvanlar ve kadınların yer aldığı ve konusu hile olan hikâyelere yer verilmiştir. Bu eserdeki hikâyelerden birindeki bir hile, aynı şekilde Ömer Seyfettin’in “Kurbağa Duası” hikâyesinde de kullanılmıştır. Mekân, kişiler ve olay arasında farklılıklar olmasına karşın olay örgüsünün iskeleti her iki hikâyede de ortaktır.
            Bildiride bu hikâyeler hakkında bilgi verildikten sonra metinler mukayese edilecek, benzer ve farklı yönler ortaya konulacaktır. Ayrıca her iki hikâyede de dönemin sosyal ilişkilerini irdeleyen ve eleştiren yönlerinin bulunması da kayda değer hususlardandır.


Anahtar Kelimeler; Ömer Seyfettin, Kurbağa Duası, Gedizli Azmi, Kitab- Hiyel, metinler arasılık


*Manisa Celal Bayar Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi ve Sanatları Bölümü


24 Ekim 2018 Çarşamba

BANDIRMA ON YEDİ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ ULUSLAR ARASI BANDIRMA VE ÇEVRESİ SEMPOZYUMU SEMPOZYUM PROGRAMI VE BİLDİRİ ÖZETLERİ



17-18-19 Eylül 2018 tarihli yayınlanmış sempozyum özetlerinden


BANDIRMALI SANAYİCİLERİN BAKIŞ AÇISIYLA KUŞ CENNETİ MİLLİ PARKI
                                                                                                                     Ferhat ARSLAN*

ÖZET;

Kuş Cenneti Milli Parkı (KCMP) barındırdığı kuş türleri ve ekosistem işlevleri nedeniyle korunan alanlar kapsamında farklı bir öneme sahiptir. Milli parkta kirliliğin artması ve buna bağlı olarak da çeşitli sorunların yaşanması çeşitli çevrelerce sorumlu kişi/grup arayışını da beraberinde getirmiştir. Birçok kişi ise kirliliğin önemli oranda sahadaki sanayi tesislerinden kaynaklandığını savunmuş ve çevreye gereken önemi vermedikleri gerekçesiyle bölgedeki sanayicileri sürekli olarak suçlamıştır. Bu çalışma sanayicilerin kendilerine yöneltilen suçlamalar ve KCMP ile ilgili görüşlerini ortaya koymayı amaçlamıştır. Çalışma kapsamında; bölgedeki sanayicilerin doğa koruma programlarını nasıl algıladıkları, kendilerine yöneltilen suçlamalara hangi cevapları verdikleri, mili parkı korumak için uygulanan programları sanayicilere ne gibi etkilerinin ortaya çıkarılması hedeflenmiştir. Araştırmada saha çalışması temel metodoloji olarak kullanılmış ve alanda bir yılı aşkın süre ile değişik zamanlarda incelemelerde bulunulmuştur. Bu kapsamda sanayicilerle ve sanayileri temsil eden sivil toplum kuruluşlarıyla açık uçlu sorular kullanılarak görüşmeler yapılmış ve elde edilen bulgular mevcut literatür ışığında değerlendirilmiştir. Çalışma neticesinde sanayicilerin çevre duyarlılıkları olmasına rağmen bir dizi etken dolayısıyla çevresel yatırımlarda isteksiz davrandıkları tespit edilmiştir. KCMP’nin kirlenmesine neden olan diğer faktörleri bir kenara bırakarak sanayicileri suçlu ilan etmek doğru bir yaklaşım değildir. Ancak sanayicilerin de bu bakış açısından hareketle kirletici unsur olarak kendi dışındaki sektörleri, kurumları, idari ve sosyal süreçleri sorumlu tutmaları ve dikkatleri onların üzerine çekmelerinin haklılık payı yoktur. Sanayicilerin kendilerini de sorunun bir parçası olarak görmesi daha sürdürülebilir bir gelişme için anahtar olabilir.


Anahtar Kelimeler; Bandırma, Kuş Cenneti, Milli Park, doğa koruma, sanayileşme.
*Manisa Celal Bayar Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü

10 Ekim 2018 Çarşamba



İsmail Hakkı Uzunçarşılı'nın Karesi Vilayeti Tarihçesi'nin Abdullah YILMAZca günümüz diline kazandırılmıştır

PEMANİNUS= ESKİ MANYAS
Şimdiki Eski Manyas Köyü bunun yerini tutar. Eski kale harabesi Maltepe adı verilen bir tepe üzerindedir. Eski kasaba ve civarına  (Pemaninum) adı verilmişti. Pemaninus askeri bölgeydi. Burada Apollon yoluyla aynı zamanda otlak olan (İskolab) yolu vardı. Hatip (Aristid) Pemaninustaki İskolab tapınağını şehrin en önemli binası olarak anmıştır. Burası bir zamanlar (Episkopos) Hristiyanların merkezi olmuştur. Pemaninus’ta hem Roma ve hem Bizans devrine ait enkaz ve yazıt parçalarına rastlanır. Manyas Çayının eski ismi (Tarsus)tur. Eski Manyas’ta 756 numara ile müzede saklı adak levha bulunmuştur. Bu levha Milattan Önce birinci yüzyıla ait olup Apollon (Karateatus)a sunulmuştur. Levha on yedinci salondadır.